Mehmet Nuri ÇANKAYA
           




  Kategoriler
  .Basın-Medya (33)
  .Bilişim (215)
  .GeziYorum (35)
  .Önemli Duyurular (43)
  .Pazarlama (15)
  .Seminerler (170)
  .Sosyal Sorumluluk (1)
  .Sunumlar (7)
  .Yönetim (16)

  Arşiv
  Haziran 2011 (Güncel)
  Mayıs 2011 (16)
  Nisan 2011 (5)
  Mart 2011 (1)
  Şubat 2011 (1)
  Ocak 2011 (4)
  Aralık 2010 (9)
  Kasım 2010 (5)
  Ekim 2010 (5)
  Eylül 2010 (5)
  Ağustos 2010 (2)
  Temmuz 2010 (1)
  Mayıs 2010 (3)
  Nisan 2010 (2)
  Mart 2010 (7)
  Subat 2010 (4)
  Ocak 2010 (2)
  Aralık 2009 (4)
  Kasım 2009 (2)
  Ekim 2009 (1)
  Eylül 2009 (7)
  Ağustos 2009 (4)
  Haziran 2009 (1)
  Mayıs 2009 (7)
  Mart 2009 (7)
  Şubat 2009 (8)
  Ocak 2009 (10)
  Aralık 2008 (3)
  Kasım 2008 (1)
  Ekim 2008 (3)
  Eylül 2008 (8)
  Ağustos 2008 (10)
  Haziran 2008 (13)
  Mayıs 2008 (11)
  Nisan 2008 (3)
  Mart 2008 (7)
  Şubat 2008 (13)
  Ocak 2008 (18)
  Aralık 2007 (16)
  Kasım 2007 (25)
  Ekim 2007 (6)
  Eylül 2007 (10)
  Ağustos 2007 (8)
  Temmuz 2007 (9)
  Haziran 2007 (6)
  Mayıs 2007 (7)
  Nisan 2007 (11)
  Mart 2007 (4)
  Şubat 2007 (12)
  Ocak 2007 (14)
  Aralık 2006 (17)
  Kasım 2006 (14)
  Ekim 2006 (2)
  Eylül 2006 (4)
  Ağustos 2006 (2)
  Temmuz 2006 (1)
  Haziran 2006 (3)
  Mayıs 2006 (5)
  Nisan 2006 (5)
  Mart 2006 (3)
  Şubat 2006 (4)
  Ocak 2006 (5)
  Aralık 2005 (6)
  Kasım 2005 (6)
  Eylül 2005 (2)
  Ağustos 2005 (2)
  Temmuz 2005 (5)
  Haziran 2005 (9)
  Mayıs 2005 (11)
  Nisan 2005 (6)
  Mart 2005 (8)
  Şubat 2005 (9)
  Ocak 2005 (8)
  Aralık 2004 (10)






 

 



Mehmet Nuri ÇANKAYA Blog          

26.06.2011

Dubai Hakkında 7 Önemli Bilgi
Dubai Nerede?
Yedi emirlikten oluşan Birleşik Arap Emirlikleri'nin başkent Abu Dhabi'den sonra ikinci büyük emirliği olan Dubai; Orta Doğu Arap yarımadasının doğusunda Basra körfezinde yer almaktadır. Türkiye'den uçakla yaklaşık 4 saatlik bir mesafededir, Emirates, THY ve FlyDubai'nin hergün İstanbul'a uçuşları bulunmaktadır. (Vize alınması gerekmektedir)

Büyük Resim için Tıklayınız
Dubai'de Kimler Yaşıyor?
Dubai'nin nüfusu 1.7 milyon olup nüfusun %17'si yerel halk yani Emirati'dir; nüfusun geri kalanı ağırlıklı olarak Asyalılardan (%51 Hint, %16 Pakistan, %9 Bangladeş, %3 Filipinli) halktan oluşmaktadır. Uluslararası şirketlerde ise Amerika, Almanya, Güney Afrika, Belçika, Ürdün, Lübnan, İngiltere, Fransa ağırlıkta olmak üzere neredeyse tüm dünya ülkelerinden birileri çalışmaktadır. Tahminen sadece 5000 civarı Türk bulunmaktadır.

Dubai'de İş Dünyası Nasıl?
Dubai tüm Orta Doğu ve Afrika bölgesinin en istikrarlı bölgesidir, bu sebeple tüm yabancı yatırımlar buraya yapılmaktadır; en liberal dış ticaret rejimine sahip ülkedir. Dubai'de para birimi Dirham (AED) olup Amerikan dolarına sabitlenmiştir ve ülkede her zaman 1$=3.65 AED değerindedir. Resmi dil İngilizce ve Arapça'dır ama genellikle yabancı nüfus fazla olduğu için her yerde İngilizce konuşulmaktadır. Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri arasında ilk ticari anlaşma 9 Ağustos 1984'de imzalanmış ve iki ülke çok sıcak ticaret ilişkilerine sahip olmuştur. Özellikle 2000'de yaşanan Dubai'deki sıçramayla birçok Türk inşaat şirketi projeler almış, halen bilişim dahil olmak üzere birçok iş dalında Türkler çalışmaktadır. Dubai Internet City, Dubai Media City, Dubai Academic City, Dubai Sports City gibi birçok farklı alanda oluşturulan serbest bölgeler sayesinde girişimcilere çok büyük olanaklar sağlanmaktadır. Serbest bölgeler dışında açılan işletmelerde yerel bir kişinin şirkete ortak olması beklenmektedir. Sonuç olarak Dubai, siyasi ve ticari duruşundan ötürü Orta Doğu ve Afrika bölgesinde iş yapan birçok uluslararası şirket için merkez konumuna gelmiştir.

Dubai ve Petrol?
Petrol ağırlıklı olarak başkent Abu Dhabi'de çıkmaktadır, Gayri safi milli hasılanın %40'ını petrol ve doğalgaz oluşturmaktadır. Dünyanın tüm petrol rezervinin %10'unu burada bulunmaktadır. Ayrıca Rusya, İran ve Katar'dan sonra dünyanın 4. en büyük doğalgaz üreticisidir. Benzinin litresi 0,5$ civarındadır, alacağınız suyun markasına bağlı olarak çoğu zaman sudan ucuzdur diyebiliriz.

Dubai ve İklim?
Dubai'de sürekli güneşli bir hava bulunmaktadır, kış aylarında 30 derecenin altına düşen hava yaz aylarında (burada 3 yaz ayı bulunmaktadır, bizdeki ilkbahar Yaz I, bizdeki yaz Yaz II, sonbahar da Yaz III olarak anılmaktadır); sürekli sıcak ve nemlidir. Özellikle Haziran-Eylül ayları arasında yükselen hava sıcaklıkları nedeniyle dış dünyada yaşam koşulları oldukça zorlaşmaktadır, bu sebeple klima Dubai için bu mevsimlerde olmazsa olmaz bir ihtiyaçtır. Tatil için gelmeyi düşünenler için en uygun zaman Ekim-Kasım ve Mart-Nisan aylarıdır.

Dubai ve Kurallar?
Dubai oldukça modern, farklılıkların hoşgörüyle karşılandığı bir şehirdir. Yolda yürürken beyaz kıyafeti içerisinde yerel bir kişiyi, takım elbisesiyle dolaşan bir işadamını, siyah çarşafla gezen bir kişiyi, denizden yeni çıkmış bir tatilciyi, yerel kıyafetleriyle dolaşan bir hintliyi ve daha dünyanın hiçbir yerinde göremeyeceğiniz yüzlerde ülke vatandaşını birbirlerine saygı içerisinde görebilirsiniz. Kıyafet ve giyim kuşama karışılmamaktadır. İçki konusunda da bilinenin aksine birçok otel ve barda alkollü içki bulunmaktadır ama halka açık mekanlarda içki satılmamaktadır. Ama unutulmamalıdır ki bu kurallar Dubai'de geçerlidir, eğer emirlik değiştirirseniz örneğin Sharjah'a giderseniz bu bahsettiklerim geçerli olmayacaktır.

Dubai ve Tatil?
Dubai tatil için çok güzel bir şehirdir. Özellikle her mevsim güneşli olması nedeniyle ve Türkiye'ye yakınlığından dolayı tercih edilebilir. En iyi mevsimler Ekim-Kasım ve Mart-Nisan aylarıdır. Bu aylar dışında da tatil için gelinebilir ama Haziran-Eylül tercih edilmemelidir. Tatil için geldiğinizde yaklaşık 3 gün içinde tüm Dubai'yi gezme şansınız bulunmaktadır. Gezi için önerilerim için Dubai'de Tatil yazısını okuyabilirsiniz...

Etiketler: Dubai,

Kategori :GeziYorum
@08:00, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (6) - Yorum Yaz


26.06.2011

Dubai'de Yaşamak ve Yaşamamak için 7 Neden
Dubai gerçekten uçlarda yaşayan bir şehir; dünyanın ilk palmiye şeklindeki yapay adası Palm Jumeriah; dünyanın en uzun binası Burj Khalifa, dünyanın en lüks oteli Burj Al Arab, dünyanın en büyük alışveriş merkezi Dubai Mall vb. hepsi Dubai'de ve daha birçok "en" inşaat aşamasında. Peki yaşamak için nasıl bir şehir Dubai? Buraya taşındığımızdan beri eşime de bana da Türkiye'den birçok kişi bu soruyu soruyordu, sonuçta sadece 6 aydır buradayız ama sizler için kısaca özetlemek istedik. Sonuçta bakalım yıllar geçtikçe neler düşüneceğiz ama şimdilik kısa bir liste yaptık:

Büyük Resim için Tıklayınız
Dubai'de Yaşamak için 7 Neden

1- Güneş: 365 gün güneş görebildiğiniz, güneş ışığıyla uyanabildiğiniz ender yerlerden birisi Dubai.

2- Sakinlik: Dubai geniş bir alana kurulan bir şehir olduğu için çok sıkışık bir dünyada yaşamak zorunda kalmıyorsunuz, haliyle yaşamınız daha sakin ve huzurlu bir hal alıyor.

3- Uluslararası bir Yaşam: Nüfusun %85'i diğer ülke vatandaşlarından (expat) oluşan bir şehir olduğu için çalıştığınız iş yerinde ve oturduğunuz bölgede dünyanın dört bir yanından insanlarla arkadaşlık kurabilmeniz, farklı ülke ve kültürleri daha yakından tanıma şansınız olabilir.

4- Güvenlik: Dünyada güvenlik açısından eşine az bulunur bir örnek Dubai, eşyalarınızı ve cüzdanınızı plajlarda bırakıp denize girebilir, kapınız açık bir şekilde güvenle uyuyabilir, arabanız çalışır vaziyette ve hiçbir zaman kilitlemeden yaşayabilirsiniz.

5- Bölgesel Ticaret Merkezi: Dubai Orta Doğu bölgesinin en güvenli şehri olduğu gibi aynı zamanda ticaret açısından da vergi olmadığı için işletmeler açısından cazibe merkezi, bu sebeple sadece Orta Doğu değil Afrika için de birçok uluslararası şirketin merkezi Dubai'de.

6- Sosyal Olanaklar: Dubai doğa sporları için oldukça geniş bir yelpaze sunuyor, özellikle dalış, rüzgar sörfü, çöl safarisi, dağcılık gibi sporlarda dünyadaki ender bölgelerden birisi.

7- Alışveriş İmkanları: Vergi olmadığı için elekronik ve giyim gibi sıkça yapılan harcamalar için oldukça hesaplı alışveriş yapabileceğiniz bir nokta Dubai.

Dubai'de Yaşamamak için 7 Neden

Yukarıdaki maddelerin aynısını aşağıda bulacaksınız ama içerikler değişiyor :)

1- Güneş: 365 gün güneş görebildiğiniz için sıcaklık ortalaması sadece 3 ay 30 derecenin altında, yaz aylarında 50 derece civarında bir hava sıcaklığı ve aşırı nem yüzünden sokakta bile yürümeniz imkansız bir hal alıyor. Klimalı ortamlardan çıkamıyorsunuz.

2- Sakinlik: Özellikle İstanbul gibi çok haraketli bir şehirden geliyorsanız Dubai'deki sakin yaşam belirli bir süre sonra fazla sakin gelmeye başlayabiliyor.

3- Uluslararası bir Yaşam: Nüfusun %51'i Hintli, %16'sı Pakistanlı olan bir şehir belirli bir noktada size garip gelmeye başlıyor. Özellikle eski şehir merkezinde kendinizi Hindistan sokaklarında buluyorsunuz.

4- Güvenlik: Dünyanın hiçbir yeri bu kadar güvenli değil, bu yüzden burada kendinizi bu rahatlığa alıştırırsanız başka ülkelerde soyup soğana çevrilmeniz çok kolay. Özellikle burada büyüyen çocuklara ailesi "çocuğum kapıyı eve girince kilitlemen lazım yoksa hırsız girer" dediğinde ufaklığın "hırsız nasıl birşey" dediğini çok duydum :)

5- Bölgesel Ticaret Merkezi: Dubai merkez olduğu için iş nedeniyle çok sık seyahat etmeniz gerekiyor ve mesefeler hiç de kısa değil, Güney Afrika 9 saat, Kenya 6 saat, Nijerya 8 saat vb.

6- Sosyal Olanaklar: Hava sıcaklığı nedeniyle Türkiye'de yapabileceğiniz birçok sporu burada yapmanız mümkün değil, örneğin tenis oynamak, bisiklete binmek, koşmak gibi açık havada yapılan sporlar için imkanlar kısıtlı.

7- Alışveriş İmkanları: Eğer alışveriş yapmayı sevmiyorsanız veya alışveriş merkezlerine gitmek hoşunuza gitmiyorsa sosyalleşmek için Dubai'de pek bir şansınız yok; çünkü tiyatrodan restoranlara kadar herşey alışveriş merkezleri içerisine yerleştirilmiş durumda.

Sonuç olarak; dünyanın en son inşa edilen şehirlerinden biri olmasından dolayı çok modern ve altyapı çok iyi tasarlanmış durumda, bu sebeple yaşamak çok keyifli. Ama yukarıda olduğu gibi her artının bir de eksisi var; sonuçta bireysel puanlamalar farklı olabilir ama biz eşimle birlikte İstanbul trafiğinde hergün geçen yoğun trafikte zaman kaybetmemek için bile Dubai'yi tercih ediyoruz, huzurlu ve güvenli yaşamak oldukça değerli...

Etiketler: Dubai, Yaşamak, Yaşamamak,

Kategori :GeziYorum
@08:00, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (211) - Yorum Yaz


26.06.2011

Dubai'de Tatil için 7 Öneri
Dubai tatil için çok güzel bir şehirdir. Özellikle her mevsim güneşli olması nedeniyle ve Türkiye'ye yakınlığından dolayı tercih edilebilir. En iyi aylar Ekim-Kasım ve Mart-Nisan aylarıdır. Bu aylar dışında da tatil için gelinebilir ama Haziran-Eylül tercih edilmemelidir. Tatil için geldiğinizde yaklaşık 3 gün içinde tüm Dubai'yi gezme şansınız bulunmaktadır. Gezi için önerilerim ise şunlar:

Büyük Resim için Tıklayınız
1- Palm Jumeriah ve Aquaventure: Dünyanın ilk yapay adasına gidip insanoğlunun mühendislik konusundaki yaratıcılığını deneyimlemenizi ayrıca en sonda yer alan Atlantis Otel içerisindeki Aquaventure adlı tematik aquaparkta eğlenmenizi öneririm. Plajı kullanabilme hakkınızda olacağı için Palmiyede denize de girebilirsiniz. En az yarım gününüzü burada planlamakta fayda var, çıkmadan akvaryumu görmeyi unutmayın.

2- Dubai Mall ve Burj Khalifa: Dünyanın en büyük alışveriş merkezi Dubai Mall'u alışveriş çılgınlığı dışında bence en güzel kılan saat 18:30'da başlayan su gösterileri. Her yarım saatte bir farklı müziklerle suların dansını izleyebilirsiniz. Ayrıca dünyanın en yüksek binası olan Burj Khalifa'ya da çıkabilirsiniz. Özellikle hava açıksa ve gün batımı saatlerine rezervasyon yaparsanız hem Palmiye ve Dünya adalarını görebilir hem de metrelerce aşağıdaki su gösterisini yukarıdan izleyebilirsiniz.

3- Madinat Jumeriah: Arap tarzı bir alışveriş merkezi olan Madinat Jumeriah'a akşam gitmenizi öneririm, bizdeki kapalı çarşıya benzeyen iç tasarımdan keyif alabileceğiniz gibi kanallar içerisinde kısa bir gondol/kayık turu yapmak mümkün. Yemek için önerim et seviyorsanız Meat Co, Japon mutfağı diyorsanız Japengo. Günü bitirmek için şişa (bizim nargile) denemek isterseniz de odiyoryum kısmında farklı seçenekler mevcut. Ayrıca Burj Al Arab'ı eğer yanınızda tripod'unuz ve iyi bir fotoğraf makinanız varsa akşam ışıklandırmasıyla çekme şansınız olacaktır.

4- Mall of the Emirates ve Ski Dubai: Alışveriş merkezi olarak birçok şeyi bulabilseniz de burayı farklılaştıran içerisindeki kayak merkezi. Yazın ortasında hele dışarının çöl olduğunu düşünürseniz burada kayak yapmak oldukça farklı bir duygu. Kayak yapmasanız bile teleski ile yukarıdaki kafeye çıkmanızı öneririm. Kayak yapmak isterseniz kayak ve kıyafetleri kiralayabilmeniz mümkün.

5- Burj Al Arab ve Wild Wadi: Dünyanın en lüks oteli Burj Al Arab'a girmek için rezervasyon yaptırmanız lazım; yelken şeklindeki bu otel Dubai'nin simgesi haline geldiği için gelmişken en azından dışından fotoğraf çektirip; eğlenmek için yanındaki aquapark olan Wild Wadi'ye gidebilirsiniz. Zamanınız darsa bu atlanabilecek bir seçenektir.

6- Dubai Marina Walk ve JBR: Dubai'de mutlaka yapmanız gereken şeylerden birisi akşam saatlerinde JBR (Jumeriah Beach Residence) önündeki The Walk adı verilen bölgede yürüyüş yapmanızdır. Buradaki farklı kültürleri en iyi burada gözlemleme şansı bulursunuz. Akşam yemekleri için de güzel seçenekler bulabilirsiniz. Gündüz denize girmek için de en meşhur plaj bu yolun hemen yanındaki plajdır. Akşam saatlerinde marinanın iç kısımında bulunan Marina Walk bölümünde de yürüyüş yapabilir, cafelerde keyifli dakikalar geçirebilirsiniz.

7- Çöl Safarisi ve Arap Gecesi: Birçok tur tarafından yapılan standart tur Dubai'de mutlaka yapmanız gereken bir aktivite. Saat 15 gibi sizi otelinizden alıp yaklaşık 1 saat uzaklıktaki çöle götürecekler ardından lastiklerin havasını biraz indirip dune adı verilen kum tepelerinde sizin içinizi dışınıza çıkaracak ve yüreğinizi ağzınıza getirecekler :) Keyifli mi, eğer heyecanı seviyorsanız bu duyguyu yaşamalısınız. Gün batımını çölde izleyecek ve akşam için çöl ortasındaki bir bedevi çadırına gideceksiniz, burada yerel yemekler, dans gösterisi derken gece geç saatlerde tekrar otelinize döneceksiniz. Kimi çöl kısmını kimi de akşam kısmını çok beğeniyor, güzel taraf herkes beğenecek birşeyler buluyor ve müthiş çöl fotoğrafları çekme şansı buluyorsunuz.

Daha Fazla Zamanınız Varsa:

Eğer Dubai’de 4-5 günden fazla süre kalacaksanız şunları öneririm: Global Village, Jebel Ali, Yas Island ve Ferrari World, Fujeriah, Al Ain, Musandam, Abu Dhabi

Etiketler: Dubai, Tatil,

Kategori :GeziYorum
@08:00, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (1) - Yorum Yaz


08.06.2011

Mısır Vizesi
Mısır vizesi hakkında en güncel bilgi için Mısır konsolosluğuna başvurmalısınız. Mısır hükümetinin yaşadığı son gelişmelerden sonra günlük olarak bile değişimler yaşamak mümkün. Bu yüzden mutlaka son gelişmeleri kontrol ediniz!!!

Uçaktan indikten sonra karşınıza bankaların ufak şubeleri geliyor, oradan 15$ verip ($ götürmenizi tavsiye ederim), sticker olarak vizenizi alıyorsunuz ve pasaportta boş bir sayfaya yapıştırıyorsunuz. Benim toplantılarım dışında yarım günüm müsait idi sadece, bu yüzden 100$ verdim bir agency'ye bana özel araba ve Mısır tarihçisi ve tüm müze girişlerini kapsayan bir tur verdiler; yarım günde tüm piramitler bölgesi, mısır müzesi, tahrir meydanı, nil nehrini görme şansım oldu.

Büyük Resim için Tıklayınız

Büyük Resim için Tıklayınız
Büyük Resim için Tıklayınız   Büyük Resim için Tıklayınız

Etiketler: Mısır Vizesi,

Kategori :GeziYorum
@08:00, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (5) - Yorum Yaz


02.12.2010

İsviçre Zermatt
Büyük Resim için Tıklayınız
Zermatt - Sunnegga
Zermatt; İsviçre’nin güney doğusunda Visp’e bağlı 1620m yükseklikte bulunan ve Matterhorn olarak geçen İsviçre Alp’lerinin en meşhurunun bulunduğu ve bence İsviçre’deki birçok kayak merkezi arasında en iyisi. Çok şirin bir kasaba, ama modern bir kasaba olduğunu da belirtmem lazım, Saas bölgesindekiler biraz daha köy benzeri çünkü. Biz eşimle 2010 Şubat ayında gittik ve bu gezimizden tavsiyeleri paylaşmak istiyorum.
Büyük Resim için Tıklayınız
Zermatt - Sunnegga

Zermatt’a Nasıl Gidilir?

Öncelikle nasıl gidileceğinden başlayalım. Biz uçakla İstanbul’dan Basel’e uçtuk, oradan da 2 aktarmayla Zermatt’a ulaşmak mümkün. İsviçre’de araba kiralamak bize çok mantıklı gelmiyor, özellikle Zermatt’ta araba ile kasabaya giriş yasak, bu sebeple arabanızı park ediyor ve şehre elektrikli araçlarla gidiyorsunuz, bu çevre için gerçekten çok duyarlı bir hareket ve dolaşırken çok ilginç bir görüntü oluşturuyor bu küçük arabalar, bence kasabayı farklılaştıran bir tarz.

Zermatt’a uçakla Cenevre veya Zurich en yakın olan yer aslında ama Basel’den de ulaşmak mümkün bizim yaptığımız gibi. Uçaktan indikten sonra SBB (İsviçre’nin tren şirketi)’den bilet alarak önce şehir merkezine oradan da Zermatt’a ulaşmak mümkün. Saat bilgilerine online www.sbb.ch/en adresinden erişebilirsiniz.

Büyük Resim için Tıklayınız
Zermatt - Sunnegga

Zermatt Kasaba içerisindeki Ulaşım

Zermatt’ta sadece 5600 kişi yaşadığı için çok büyük bir mekan sayılmaz, yürüyerek tüm kasaba merkezini 1 saatte dolaşmanız mümkün ama tabiki elinizde kayak veya snowboard ile bu mesafeyi almanız zor olabileceği için iki imkan var; ilki ring seferleri yapan elektrikli otobüsler. Vardığınız ilkgün mutlaka bir kasaba haritası alın, böylece bu ringlerin geçiş güzergahlarını öğrenir, otelinize en yakın nereden binebileceğinizi haritada işaretlersiniz. İkinci imkan ise elektrikli taksiler, çok pahalı değil ama sabahları gidişte akşamları da dönüşte taksi bulmak çok zor, biz yoğun gibi görünse de hacmi geniş olduğu için otobüsleri tercih ettik. Zaten dağdan dönüşte otelinize kadar kayarak gelme ihtimalinizde var, yön duygunuz iyiyse kasabaya inen sapaklardan inerek gidebilirsiniz otelinize dönüşte.

Büyük Resim için Tıklayınız
Zermatt - Matterhorn

Zermatt’tan Kayak Bölgelerine Ulaşım

Bizim Türkiye’deki kayak merkezlerinde alıştığımız gibi kayak pistleri otelin önünden başlamıyor Alplerde, şehir merkezinden metro, kabin, teleferik, gondola gibi farklı yöntemlerle dilediğiniz bölgelere ulaşmak mümkün. Kayak haritasında göreceğiniz gibi iki nokta var çıkış yapılan; ilki sizi Sunnegga’ya çıkartıyor; ikincisi de Furi’ye. Furi’ye varınca karşınıza 3 farklı ayrım çıkıyor, teleski değiştirerek gitmek istediğiniz bölgeninkine geçiş yapıyorsunuz. Burada sabah 8:30’da pistlerin açıldığını ve zirveden başlamak isterseniz yolculuğun yaklaşık 45dk süreceğini belirteyim. Ama Sunnegga’ya gidip oradan kasabaya kaymaya başlarsanız 10dk sürmesi de muhtemel, ama siz kendinizi kötü senaryoya hazırlayın ve özellikle haftasonu ve tatil günlerinde kalabalık olacağını da hesaba katın. Bir kere yukarı çıkınca zaten bundan sonra ara bağlantıları kullanacaksınız.

Büyük Resim için Tıklayınız
Zermatt - Şehir Merkezi
Unutmayın dönüşte de farklı saatlerde kapanıyor her ulaşım aracı, biz hep kayarak kasabaya döndük ama yorulduysanız geriye dönmek için kapanış saatlerini de düşünün, yine yoğunluğu da unutmayın. Özellikle Steg’den bindiğinizde Glacier Grotto’ya giden benim tabirimle uçan otobüs çok sıra beklediğiniz bir araç.

Zermatt’ta Kayak Bölgeleri

Zermatt’ın en güzel yanı size sınırsız kayak merkezi imkanı sağlaması, her seviye için pistler bulmanız mümkün; her bölgede 10-15 farklı pist olduğunu düşünürseniz tüm kayak bölgelerini (İtalya da dahil) bitirmeniz için en az 5-6 güne htiyacınız olacaktır. Biz hergün farklı bir bölge denedik ve son günlerde de en fazla hangisini beğendiysek oraya gittik.

Sunnegga : Pistler kolay ilk günler için iyi bir seçim olabilir. Günün erken saatlerinde zirveye çıkmayın, çünkü iniş yapacağınız pist güneş görmeyen tarafta ve buz tutmuş oluyor. Buzul üzerinde kaymak için çok iyi kayak yapıyor olmalısınız çünkü sürtünmeniz azaldığı için hızınız çok artıyor ve aşağısı da uçurum :) Bir hata size kimsenin bulamayacağı bir noktaya ulaştırabilir aman dikkat.

Gornergrat: Burası en hareketli nokta orta zorlukta ve ileri düzeyde pistler var, trafiği çok yoğun bu yüzden bekleme süreleriniz artabilir. T-bar tercih ederseniz yolun çok uzun olduğunu söyleyeyim, eğer terliyseniz burada üşütmeniz çok olası, ben kaskın içine rüzgarkesen bir bere giymediğim için bu uzun t-bar seyahatinde şifayı kaptım.

Klein Matterhorn : İtalya geçişini buradan yapabiliyorsunuz

Schwarzsee: Sakin bir yer, ama çocuklara verilen eğitimler burada olduğundan heryerde yüzlerce çocuk var, kayak keyfiniz kaçabilir onların arasından slalom yaparken. Kasabaya dönüşünüzü bu rotadan yaparsanız çok güzel mekanlar var iniş yolunda, mola vere vere akşama kasabaya inebilirsiniz, ama unutmayın son kısımdaki ışıklandırma biraz az bu sebeple kayaklar elde 1-2 km yürümeniz gerekebilir kar yağışı varsa veya görüş mesafesi kısaysa.

Büyük Resim için Tıklayınız
Zermatt - Matterhorn

Zermatt’te Bir Türk

Zematt’ta uzun günler tek Türkler bizdik, fakat birgün bir mağazaya uğradık ve Türkçe konuşmamızı anlayan mağaza sahibi Türk çıktı, Kosova doğumlu eşiyle birlikte Zermatta yaşıyor. Yaşam tarzını çok takdir ettik; sabah ve öğlen kayak hocalığı yapıyor. Akşam üstü kayak malzemeleri sattığı mağazasını açıyor, akşama ise bir otelde şef garson. Hepsi de yoğun tempo gerektiren bu işleri müthiş bir enerjiyle yapıyor, kendisini verdiği hayat mücadelesindeki azmi için takdir ediyorum. Bir akşam şef garson olduğu otelde raklet (raclette) yemeğine katıldık. Bir seramoni gibi yapılıyor, önce dağın zirvelerinde otlayan ineklerin sütünden yapılan raklet peynirleri geliyor, ardından orta bölüm en son da dağın eteklerinde otlayan ineklerin sütünden yapılan peynirler; tatları tümüyle farklı. Raklet yanında soğan ve hoşlanmış patates de servis ediliyor.

Büyük Resim için Tıklayınız
Zermatt - Gornergrat'da Fırtına ve Sis

Özetle

Özet olarak Zermatt doğasıyla bence 4 mevsim gidlebilecek bir kasaba. Kış aylarında yoğun bir turizm olduğu için oldukça önceden rezervasyon yaptırmak lazım. Biz Hotel Phoenix’de kaldık ve memnun kaldık, burayı da tavsiye ederiz.

Büyük Resim için Tıklayınız
Zermatt - Matterhorn Glacier Paradise

Önemli Linkler:

Zermatt Web Sitesi: www.zermatt.ch (Zermatt pist haritası, Zermatt otelleri, Zermatt’a ulaşım buradan öğrenbilebilir) İsviçre Tren Ulaşımı: www.sbb.ch/en

Büyük Resim için Tıklayınız
Zermatt - Kasabaya Dönüş
Büyük Resim için Tıklayınız
Zermatt - Elektrikli Arabalar
Büyük Resim için Tıklayınız
Zermatt - Kasaba Merkezi

Etiketler: Zermatt, İsviçre, Kayak,

Kategori :GeziYorum
@21:13, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (5) - Yorum Yaz


02.12.2010

İsviçre Jungfrau
Interlaken doğasıyla harika bir kasaba ve bu kasabanın ikinci tren istasyonu olan Interlaken Ost sizi Avrupa’nın zirvesine çıkaracak tren alternatiflerini sunuyor. Bu yazıya başlamadan bir önceki Interlaken yazısını okumadıysanız okumanızı öneririm. Neredeyse 5 ay kayak için uygun bir hava var, bu sebeple sadece İsviçreliler değil Almanlar ve Fransızlar da haftasonları kayağa Jungfrau’ya geliyorlar. Jungfrau 3571m yükseklikteki Avrupa’nın en yüksek noktası ve trenle çıkabiliyorsunuz. Dağa çıkarken birkaç tren değiştirmeniz gerekiyor ama trenlerin en büyük özelliği bazı noktalarda 40dereceye kadar tırmanış yapabilmenizi sağlayan zincirli tren olmaları, bildiğimiz iki ray arasında ayrıca bir dişli kısım var, böylece tren bu inovasyon sayesinde kaymadan dik yamaçları her türlü hava koşulunda tırmanabiliyor. Dünyanın en yüksek metrosu da Jungfrau’ya çıkarken son noktada yaşayacağınız bölüm, açık konuşmak gerekirse çıkarken 3 saat civarında bir zaman harcayacaksınız ve yorulacaksınız, ama çıktığınızda özellikle zirvede kar varsa çıktığınıza değecektir. Büyük Resim için Tıklayınız
Büyük Resim için Tıklayınız Kar neredeyse 6 ay var zaten. Zirvede sizi müthiş bir Alpler manzarası bekliyor, artık Avrupa’nın en yüksek bölgesindesiniz, Interlaken bölgesini bu zirveden gördüğünüzde yaşayacaklarınızı tarif edemem., tabi şansıylasanız hava açık olmalı. Ayrıca kayak yapıyorsanız zirveden biraz yürüyüş yaparak güzel bir piste çıkabilirsiniz. Zirvenin her zaman çok soğuk olduğunu söylememe gerek yok sanıyorum, mutlaka sıkı giyinerek gitmenizi öneririm. Zirveye inşa edilen ilginç mimari yapı içerisinde çeşitli ülkeler için restorantlar bulmak mümkün.
Yapabileceğiniz bir aktivite de buz heykeller sergisini gezmek, özellikle Avrupa’nın en yüksek noktasında olmanızdan dolayı burada bir heykel sergisi görmek şaşırtıcı oluyor ama gezmeye değer güzellikte, tavsiye ederim. Büyük Resim için Tıklayınız
Gelelim en önemli ipucuna, trenle döneceğiniz için özellikle saat 15:00 sonrası dönecekseniz mutlaka trenin dönüş saatlerini kontrol edin ve yarım saat önce hazır bulunun. Son anda gittiğinizde sizi binlerce insanın beklediği bir sıra karşılayacaktır ve aşağıya inmenin de 3 saat süreceğini düşünürsek, zaten sınırlı olan gezi zamanınızdan sırada bekleyerek harcamamış olursunuz. Sonuç olarak Jungfrau gidilesi-görülesi bir doğa mucizesi. Büyük Resim için Tıklayınız

Jungfrau’ya Nasıl Gidilir?

Jungfrau’ya Interlaken üzerinden ulaşılıyor, uçakla Basel, Cenevre veya Zurih’e uçtuktan sonra tren ile Interlaken’e oradan da 3 tren daha değiştirerek Avrupa’nın en yüksek noktası olan jungfrau’ya ulaşabilirsiniz.

Büyük Resim için Tıklayınız

Jungfrau’da Nerede Kalınır?

Eğer kayak için gidiyorsanız orta bölgede oteller var, ama tavsiyem Interlaken merkezde kalarak buraya ulaşmanız olacaktır. Daha önceki yazımı okuyabilirsiniz.

Büyük Resim için Tıklayınız

Etiketler: Jungfrau, İsviçre, Kayak,

Kategori :GeziYorum
@18:45, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (1) - Yorum Yaz


17.10.2010

Avrasya Maratonu ve Adım Adım
Mart ayında gerçekleşen Runtalya ardından Microsoft Türkiye çalışanlarının sivil toplum örgütlerine destek için koşuşturmacası devam ediyor... Giderek büyüyen bir ekip olarak bu sefer 2010 Avrasya Maratonunda toplam 170km koştuk. "Charity Run" adı verilen bir sosyal yardım amacıyla belirli konuya dikkat çekmek amacıyla yapılan koşular Türkiye'de çok yeni ama bunu başarıyla gerçekleştiren Adım Adım organizasyonu kısa zamanda büyük başarılar elde etti. Örneğin Runtalya 2010'da Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği’nin projesi için 99.485 TL toplandı yani 50 adet “Akülü Tekerlekli Sandalye” alındı! Bu başarı da katkısı olan herkese yeniden teşekkürler.

Microsoft'un 2010 Avrasya Maratonu koşucuları olan Emre Tok, Nadin Üzümyemezoğlu, Sebla Kesim Key, Mustafa Çağan, Berk Tüfekçi, Merthan Kaleli, Onur Görür, Fatih Tezcan, Mehmet Tunçkanat ve ben umarız sizlerin dikkatini Adım Adım organizasyonu için çekebilmişizdir. Eğer siz de Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği, Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı, Toplum Gönüllüleri Vakfı veya Buğday Ekolojik Yaşam Derneği'ne yardım etmeyi düşünürseniz aşağıdaki resimde hesap bilgilerini bulabilirsiniz. Açıklamaya AAO, Microsoft, (Adınız)'ı yazarsanız ne kadar bağış toplantığının takibi de kolayca yapılabilecektir. Toplanan rakamları sizlere bir sonraki blog yazılarımda ileteceğim.

Avrasya Maratonu

Etiketler: Avrasya Maratonu, Adım Adım, TOFD,

Kategori :GeziYorum
@11:11, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (0) - Yorum Yaz


16.08.2010

Naviga Dergisi Ağustos Sayısı Yazımız
Naviga sitesine gitmek için tıklayın Haziran ayında Gökova’yı ilk defa kendi kullandığımız tekneyle dolaştık ve bu ilk kaptanlık deneyimizde eşimle birlikte birçok sorunun üstesinden geldik, bu sebeple karşılaştığımız teknik sorunlarla yeni başlayanların karşılaşmaması için NAVİGA dergisine ilk yazımızı yazıp gönderdik. Tuba Noyan yakın ilgi gösterdi ve çektiğimiz birçok fotoğrafla birlikte ilk yazımız yayınlandı. NAVİGA dergisi Ağustos 2010 sayısında sayfa 134’den başlayan yazımızı okumanızı öneririz.

NAVİGA Ağustos sayısı içeriği için tıklayın...

Etiketler: Naviga, Yelken, Spor,

Kategori :GeziYorum
@15:38, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (0) - Yorum Yaz


13.12.2009

Köroğlu Dağları ve Villa Neva
Büyük Resim için Tıklayınız Kış aylarında kayak ve snowboard için Türkiye’deki en güzel yerlerden birisi olan Kartalkaya diğer mevsimlerde de inanılmaz. Müthiş doğası ve İstanbul’a olan yakınlığıyla sonbahar, ilkbahar ve yaz mevsimlerinde de tercih edebileceğiniz bir yer Kartalkaya ve Köroğlu dağları. 2009 sonbaharında gittiğimiz ve hayran kalarak geri döndüğümüz bir tatilin anılarını, Villa Neva’nın misafirperverliğini, Köroğlu’ndaki trekking ve bisiklet parkurlarını anlatıyor olacağım.
Öncelikle Villa Neva’dan başlayalım; Villa Neva, Kartalkaya yolundaki butik bir otel. Nevin hanım ve Erol bey tarafından özenle tasarlanmış, manzarası tüm Bolu’ya ve çevre dağlara hakim, içinizi enerji ile dolduran bir ortam olan Villa Neva sadece kış aylarında değil ilkbahar ve sonbaharda da mutlaka gidilmesi gereken bir butik otel. Öncelikle evin tasarımı çok güzel, alışkın olmadığımız sıcaklıkta bir dağ evi sizi karşılıyor, sonrasında özenle tasarlanmış yemyeşil bahçe size uzun uzun manzara izlemeniz için fırsat sunuyor. Bahçede dolaşırken sizi villa’nın köpeği şans yalnız bırakmayacaktır, bir sibirya kurdunun bu kadar neşeli olabileceğini aklıma hiç getirmemiştim. Etraftaki kedilerle oyunları görülmeye değer. Büyük Resim için Tıklayınız
Büyük Resim için Tıklayınız Villa Neva’da 6 odanın dışında şömineli dinlenme mekanı, bar ve restoran kısımları bulunuyor. Özellikle hava serinlediğinde şöminenin başında oturup kitap okumak çok keyifli. Hele saat 5 ise daha da şanslısınız çünkü Nevin Hanım’ın müthiş pasta börekleri eşliğinde bir beş çayı sizi bekliyordur. Akşam yemekleri ve sabah kahvaltıları tamamen köyden gelen malzemelerle yapılıyor, bu sebeple tadına doyum olmadığı gibi özellikle Nevin Hanım’ın çorbaları dillere destan. Tabiki tüm yemek esnasında Erol Bey’in seçtiği müthiş müzikler de tüm detayın bir parçası.
Erol Bey ve Nevin Hanım emekli olunca burayı işletmeye başlamışlar, özellikle Erol Bey tam bir Köroğlu turizm elçisi, birçok spora olan ilgisi ve bu sporlarla ilgilenen kişilere canla başla erişerek Köroğlu dağlarını sportif faaliyetler için tanıtmaya çabalayışı çok önemli bir azim ve başarı. Erol Bey, trekking yaparak, bisiklete binerek, motorsikletiyle dolaşarak tüm dağı ve ciharını gezmiş ve gezginler için de haritalar çıkarmış. Kendimi teknolojik bir insan diye düşünürdüm, ta ki Erol Bey’in GPS cihazıyla yaptıklarını görene kadar. Erol Bey her gezdiği noktanın rotasını çıkarmış ve bu GPS bilgileriyle uydu haritalarını eşleştirmiş, böylece ortaya zorluk derecelerine kadar görebildiğiniz minimetrik bir dağ haritası çıkmış, gerçekten tebrikler. Kaldığımız hergün eşimle birlikte yaklaşık 15-18km’lik yürüyüşler yaptık ve en zorlu dağ yollarında bile Erol bey’in çıkarmış olduğu GPS haritası sayesinde hiç kaybolmadık. Tüm detaylı haritalar Erol Bey’de mevcut, Villa Neva’nın websitesinde de birçoğunu bulabilirsiniz. Büyük Resim için Tıklayınız
Büyük Resim için Tıklayınız Köroğlu dağları özellikle yürüyüş severler için mükemmel bir mekan, dilediğiniz zorlukta, dilediğiniz mesafede parkurlar bulmanız ve sonunda sizi bekleyen doğa harikaları küçük göl ve göletlerle kendinizi ödüllendirmeniz mümkün. Hemen Villa Neva’dan başlayan 5-6km’lik trekking parkurlarından, 30km’yi bulan parkurlara hatta Köroğlu Zirve tırmanışına kadar birçok şeyi yapmanız mümkün. Özellikle bisiklet tutkunları için de parkurlar çok güzel, farklı rotalarda dağ bisikletinizle keyifle gezebilirsiniz.
Bolu, gerçekten çok güzel bir şehir. İçerisinde birçok doğa güzelliği barındırıyor, bu sebeple hazır Bolu’da Villa Neva’da kalıyorken çok yakındaki diğer doğa güzelliklerini gezebilirsiniz. Öncelikle Yedigöller, otele sadece 30km uzaklıkta. Dört mevsim bir harika olan Yedigöllere gidip müthiş fotoğraflar çekebilirsiniz. Gölcük yine 20km mesafedeki çok güzel bir göl, özellikle devlete ait dağ evini eminim birçoğunuz hatırlıyorsunuzdur, TRT’de çok izlediğimiz muhteşem manzaralardan biriydi. Gölcük etrafındaki 2km’lik parkurda da kısa yürüyüşler yapabilirsiniz. Büyük Resim için Tıklayınız
Büyük Resim için Tıklayınız Eğer hala gitmediyseniz Abant’ı görmeniz için Villa Neva’da konaklıyor olmanız çok iyi bir fırsat, yine yarım saatlik uzaklıktaki göl tam bir doğa harikası. Ayrıca Saraycık göleti, Aladağ Göleti, Taşlı Yayla göleti görülmeye değer. Vaktiniz müsaitse Mudurnu ve Göynük şehir merkezleri de eski evleriyle sizi şaşırtacak manzaralar barındırıyor.

Özet olarak İstanbul’a ve Ankara’ya bu kadar yakın bir yer olan Köroğlu dağları sadece kış mevsiminde değil tüm mevsimlerde çok güzel. Villa Neva da bu doğa güzelliklerini dolaşırkan kalabileceğiniz çok güzel bir butik otel. Yeniden Nevin Hanım ve Erol Bey’e misafirperverlikleri için teşekkür ediyor, tüm okuyuculara Villa Neva’yı mutlaka ziyaret etmelerini tavsiye ediyorum.

Villa Neva Web Sitesi: http://www.nevavilla.com

Etiketler: Villa Neva, Köroğlu, Kartalkaya,

Kategori :GeziYorum
@17:26, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (2) - Yorum Yaz


15.11.2009

Kitap Önerisi : "YOL"
Ayça ve Levent Kirişçioğlu’nun yelkenleri “Yol” ile yapmış oldukları 2 yıl 7 ay süren dünya seyahatlerini anlatan bu kitap bence herkes için bir başucu kitabı. Kitabın çok ciddi bir sorunu var, sizi uykusuz bırakıyor :) Saatlerce okumak istiyorsunuz, son aylarda çoğu gece saat iki olduğunu farketsem de içimden diyorum ki bir sonraki limana gelsinler kitabı bırakacağım :) Tebrikler Ayça Kirişçioğlu, bu kadar içten bu kadar akıcı bu kadar güncel bir kitap yazmak ve bu kitabı yazmak için bunca zaman ayırmak hiç kolay değil, tebrikler. Şuana kadar birkaç kitap yazmış bir kişi olarak bu işin ne kadar özveri gerektirdiğini iyi biliyorum, ama ortaya çıkan sonuç gerçekten bir anı niteliği taşıyor, hele “Yol” için bunu söylemek gerekirse tek kelimeyle müthiş. Kitabı okurken Ayça ve Levent’in yakın arkadaşları gibi hissediyorsunuz kendinizi, o kadar samimi yazılmış ki anlatamam.
Şimdi yukarıdaki övgüleri okuyanlar diyecekler ki “merak ettik ne yazmışlar bu kadar güzel?” Ayça ve Levent İstanbul’da çalışan gayet kariyer odaklı insanlar iken Levent’in heyecanıyla başlayan Ayça’nın da kitabın sonunda kendine itiraf ettiği çılgın yönü sayesinde İstanbul’da bir tekne alarak başladıkları sonrasında evlerini de satarak Marmaris üzerinden yola çıktıkları ardından Yunanistan, İtalya derken Cebelitarık’a vardıkları, fırtılarlar atlaktıkları, okyanusu geçmenin zorluklarını yaşadıkları, Karayip’lerde korsanlarla mücadeleleri, Panama kanalı maceraları, Yeni Zellanda Maldivler derken Kızıldeniz üzerinden Marmaris’e döndükleri 2 yıl 7 ay süren çılgın bir macera ve bir iç yolculuk. Kitap dünyanın dört bir yanında çektikleri resimlerle daha da okunası hale gelmiş, biraz daha detaylı haritalar da koysalar fena olmazmış ama küçük haritalar da gayet nerede olduklarını size anlatmaya yetiyor.

Kitabı neden bu kadar sevdiğimi şöyle özetlemek anlamlı olur; Sadun Boro ve eşi Oda dünya seyahatlerini 1965’te yaparak 3 yıl süren yolculuklarını Pupa Yelken adlı kitaplarında anlatmışlardı. Ayça’nın da kitapta söylediği gibi bu kitap birçok kişinin yelken sporuyla ilgilenmesine, denizlik konusunda önemli adımlar atılmasına öncü oldu, fakat Pupa Yelken 1965’leri anlatıyor; oysa “Yol” 2009’da ortaya çıkan güncel bir referans. Benim gibi yelken sporuyla hobi olarak ilgilenen birçok kişiyi bile harekete geçiriyor, hayaller kurmasını sağlıyor. Her iki kitabı da okuyun büyük bir ihtimal Ayça ve Levent’in doğal yolculuk anılarını belki de bizlerle yaşıt oldukları için daha da beğeneceksiniz. Sonuç olarak onları yeniden tebrik ediyorum, bence denizciliği çok farklı bir kitleye sevdirecek önemli bir yolculuğu içtenlikte kaleme aldıkları için.

2009 yaz tatilimize çıkmadan önce eşim kitabı satın almıştı, mavi yolculuk boyunca elinden hiç bırakmadı ve sanki Ayça’nın yakın bir arkadaşı oluverdi, akşamları bol bol bana bugün buradalar diye anlattı, sonra kitabı ben aldım ve bitirdim, sonrasında kitap birkaç arkadaşımızı daha dolaştı ve hepimiz 2010 yılında kendimize bol bol yelken ile Ege kıyılarında sehayat planlarımızı yaptık bile :) Ayça ve Levent şuan Marmaris’telermiş, hedefimiz en kısa zamanda onlarla bir haftalık bir yelken yolculuğa çıkmak ve dünya sehayati deneyimlerini ilk ağızdan dinlemek. Yelken sporuyla tanışmak isteyenler için web sitelerini ziyaret etmelerini şiddetle tavsiye ediyorum: www.sailcatamaranturkey.com

Kitabı Online Satın Almak için: İdeefixe

Etiketler: Kitap Önerisi, Yol, Ayça&Levent Kirişçioğlu, Yelken,

Kategori :GeziYorum
@14:17, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (0) - Yorum Yaz


22.08.2009

Interlaken - İsviçre
Tek kelimeyle muhteşem. Bir etiket bulutu çıkartacak olsam Interlaken için şunları söylerdim: yeşil, göl, manzara, Alpler, kar, zirve, tren, doğa, mucize. Interlaken adından da anlaşılabileceği üzere iki yanı göl olan bir şirin İsviçre kasabası, İsviçre’de heryer birbirine çok yakın bu sebeple trenle İsviçre’nin herhangi bir noktasından birkaç saat içinde Interlaken’de olabilirsiniz. Özellikle kış sezonunda kayak için tercih edilen bir bölge aslında ama ilkbaharda da çok güzel bir gezi rotası Interlaken. Büyük Resim için Tıklayınız
Büyük Resim için Tıklayınız Interlaken küçük bir kasaba olsa da kış sezonundaki yoğun talepten dolayı güzel oteller var ve merkez oldukça gelişmiş, güzel çikolata mağazaları bulabilir, alışveriş yapabilirsiniz. Interlaken’e 3 gün ayırmanızı öneririm, ilk gün gittiğinizde önce kasabayı gezebilir ardından Beatenberg’e çıkabilirsiniz. Kalmak için de önerim Interlaken yerine Beatenberg’de konaklamanız olacaktır, sebebiyse Alpler karşınızda alt kısımda göl olan müthiş bir manzara ile karşılaşacaksınız, saatlerinizi sadece bu manzaraya bakarak geçirebilirsiniz, yemyeşil doğa, Alper ve zirvesindeki kar ve turkuaz rengiyle göl. Sonuç olarak baktığınız manzara sizi bu dünyadan başka bir yere götürecek. Biz eşimle uzun araştırmalar sonucunda Dorint adlı otelde kaldık ve çok memnun kaldık, gitmek isteyenlere de tavsiye ederiz.
Interlaken merkezi de oldukça şirin bir kasaba havasında, yemyeşil doğanın ardına saklanan Alpler’in sizi karşılaması an meselesi. Merkezden Interlaken Ost denilen tren istasyonuna kadar gitmeniz yarım saat almayacaktır ama göreceğiniz mimari klasik bir İsviçre’yi iyice yakından görmenizi sağlayacaktır. Ayrıca alışveriş için yol üzerindeki ev yapımı çikolata dükkanlarını ve meşhur isviçre çakılarını satan dükkanları gezebilirsiniz. Tabiki Interlaken demek kayak demek, bu sebeple “Jungfrau” başlıklı diğer yazıyı da okumanızı öneririm. Büyük Resim için Tıklayınız

Nasıl Gidilir?

İsviçre'ye Türk Hava Yolları başta olmak üzere birçok havayolu şirketiyle uçabilir, trenle de kolayca Interlaken'e gidebilirsiniz. İsviçre'de heryer birbirine çok yakın.

Nerede Kalınır?

Dorint Otel tavsiye edilir, ama Interlaken merkezde de güzel oteller var tabiki, seçim size kalmış.

Interlaken'de Çektiğim Fotoğraflardan Birkaçı...

Etiketler: İsviçre, Interlaken, Kayak,

Kategori :GeziYorum
@11:56, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (6) - Yorum Yaz


09.03.2009

Santorini
Büyük Resim için Tıklayınız Santorini; Yunanistan’a bağlı olan turistik bir volkanik ada, bizim kaybettiğimiz meşhur 12 adalarımızdan biri ve bence en güzel olanı. Yunan adaları denince akla gelen ilk mavi kubbeli beyaz yapıların olduğu resim kareleri burada bulunuyor. Yandaki resim adaya çıkar çıkmaz göreceğiniz manzaranın sadece küçük bir parçası, tek kelimeyle muhteşem bir manzara her köşede size bekliyor.
Milattan önce ikinci yüzyılda gerçekleşen bir volkanik patlama sonucu oluşuyor Santorini, bu yüzden uzaydan bakıldığında ortada sanki bir yıldız ve etrafında hilal şeklinde bir ay var; yerleşim bu ay diyebileceğimiz kısımda bulunuyor. Adada en son 1956 yılında çok büyük bir deprem yaşanmış ve heryer yerlebir olmuş, şuanki ada yapıları bu tarihten sonra oluşturulmuş. Büyük Resim için Tıklayınız
Büyük Resim için Tıklayınız Adaya yakın bir noktada gemimiz demir atıyor ve botlarla adaya çıkıyoruz. Adanın merkezi yerden 270m yukarıda olduğu için yukarıya çıkmakta iki seçeneğiniz var; biri eşşekler ile diğeri teleferik ile. Benim önerim teleferik ile çıkıp, eşşekle inmeniz ama teleferik sırası çok uzunsa yürüyerek de çıkmayı tercih edebilirsiniz. Çıktığınız andan itibaren her noktada fotoğraf çekmek istiyorsunuz, ama en güzel fotoğraflar için Oia’ya gitmeniz. Ama öncelikle merkezden başlayayım anlatmaya.
İlk çıktığınız nokta Santori’nin merkezi olan Fira; burada kısa bir şehir turu yaparak hepsi deniz manzarasına sahip cafelerden birinde soluklanabilirsiniz. Eğer zamanınız darsa vakit kaybetmeden Santorini’nin en güzel sokağına gitmemiz lazım; Agiou Mina. Bu sokak size güneyde bulunan Agiou Mina kilisesine ulaştıracak, beyaz çan kulesi ve mavi kubbesiyle bu binayı fotoğraflamak çok keyifli olacaktır. Büyük Resim için Tıklayınız
Büyük Resim için Tıklayınız İkinci olarak buradan bir taksiyle veya motor kiralayarak Oia’ya ulaşabilirsiniz. Burada birçok otel oldukça özel olarak tasarlanmış durumda, tüm Ege ayaklarınızın altında. Yan tarafta bu otellerden bir kareyi görüyorsunuz.Denize girmek isterseniz de adanın arka bölümünde siyah kumlu plajları tercih edebilirsiniz.
Nasıl Gidilir?: Santorini’ye biz bir Akdeniz gemi seyahatinin parçası olarak uğradık, ama bence en az 3 günlük bir ziyareti hak ediyor bu volkanik ada. Kuşadasından yaz dönemlerinde günübirlik feribotlar da oluyor. Size tavsiyem 1 haftanızı ayırarak önce Santorini ardından Mykanos adalarında tatil yapacağınız bir plan yapabilirsiniz, bu iki ada arasında da feribotlar mevcut.

Nerede Kalınır?: Tüm ada güzel otellerle dolu, tercih size kalmış.

Etiketler: Santorini, Santaron, Thira,

Kategori :GeziYorum
@00:00, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (2) - Yorum Yaz


31.01.2009

Venedik
Italya denince akla gelen ilk şehirlerden birisidir Venedik, ama sokakların tamamen kanallardan oluştuğu başka biryer de yoktur dünyada. Venedik gerçekten büyüleyici bir şehir, anlatmaya nereden başlasam bilemiyorum, o halde tren istasyonundan başlamak en doğrusu :) Venedik karaya bir tren yolu ve bir araç yolu ile bağlı. Size tavsiyem şehre trenle ulaşın, yoksa zaten arabanızı koyacak bir yer yok, sadece otobüsler turistleri indirip Mestre adlı kara noktasına doğru devam ediyorlar, kiralık araçla gelenler de Mestre’deki Avrupa’nın en büyük araç parkına park etmeliler, kiralık araçla gelenlerin kendi firmalarına ait park alanlarını bulmaları gerektiğini de önereyim. Bu su adasına geldiğinizde ilk yapmanız gereken şey, tren istasyonu merdiveninden bir hayal dünyasına atacağınız bu önemli adım öncesi doyasıya bu şehri hissetmek, çünkü birkaç gün geçirdikten sonra tüm sokakları ve caddeleri oluşturan su kanallarını unutuveriyor insan, sanki hep biz oradaymışız gibi hissediyoruz. Bu şehirde gezmenin en güzel yolu vaporettolar bu yüzden hemen merdivenlerden inip kalacağınız güne bağlı olarak bir vaporetto biletinizi hemen alın ve ilk vaporettonuzu yakalayın; tavsiyem 1 veya 5 nolu olanına binmeniz çünkü bu en uzun olan ve her durakta duranların kodları. 2,3,7 ve diğerleri daha az istasyona uğruyor, bu yüzden aceleniz varsa 1 veya 5 nolu olana binmeyin, benden söylemesi, San Marcoya 30dk civarında varabilirsiniz :) Venedik

Venedik
Büyük Resim için Tıklayınız Rialto

Vaporettolar kanalda dolaşan ana ulaşım araçları, hava durumuna bağlı olarak dışarıda olmanızı tavsiye ederim, fotoğraf makinanızla büyük kanal boyunca dizilmiş tüm güzel yapıtları görüntüleme şansını elde ediyorsunuz. İlk önemli durak tabiki Rialto köprüsü, bu köprü uzun bir süre Venedik’i oluşturan iki ana bölümü birleştiren tek köprü olmuş, ta ki Akademi köprüsü yapılana dek. Rialto köprüsünü bence önemli kılan iki şey var, biri o muhteşem beyaz rengi ile yarattığı farklılık ve bence sadelik; diğer özelliğiyse üzerinde bulunan mağazalar ile yaşayan bir köprü olması. Herkes Floransa’daki Ponte Vechio köprüsünü buna benzer özelliğinden dolayı sever ama ben Rialto’yu daha çok seviyorum, çünkü köprünü iki tarafı da kıpır kıpır insana neşe katan bir güzellikte.
San Marco

Vaporetto ile devam edildiğinde son durağınız San Marco olacaktır, işte Venedik’in en meşhur meydanındasınız. Meydan adını burada bulunan San Marco kilisesinden alıyor, bu meydanda kiliseyi dolaşmayı, astronomik saate çıkmayı, kuleyi incelemeyi, meydanın etrafını saran dükkanları dolaşmayı ve tabiki bol bol fotoğraf çekmeyi unutmayın. San Marco’nun cesedinin kaçırılışını anlatan fresk oldukça ilginç, domuz etleri arasına saklanan ceset bulunamayınca Venedik’e getirilebilmiş. Meydan da yer alan astronomik saatten Venedik’te birkaç tane daha var ama neredeyse tek doğru çalışanı bu saat, diğerlerine bakıp aldanmayın :) San Marco’nun hemen arkasındaki son nefes köprüsü de meşhur zindandan ölüme geçişte mahkumların son defa dünyayı gördükleri ve nefes aldıkları yer.
Venedik

sanmarco

Nasıl Gezmeli?

San Marco gezinizi bitirdikten sonra ilk yapmanız gereken elinizde bir Venedik haritası olduğundan emin olmak, yoksa kesin kaybolacağınızı garanti ediyorum, ben kaç defa gitsem de Venedik sokaklarında her gidişimde kayboluyorum, bu yüzden rotanızı belirleyin ve kaybolduğunuzda levhalara bakarak Campo ile başlayan yerinizi tespit edin harita üzerinde küçük bir meydandasınız demektir, eğer Piazza ile başlıyorsa zaten büyük bir meydanda olduğunuz için harita üzerinde kolayca bulabilirsiniz, eğer gördüğünüz levha Via ile başlıyorsa işiniz çok zor çünkü cadde üzerindesiniz ve Venedikte caddelerin nerede başlayıp nerede bittikleri belli olamadığı için siz en iyisi bir Campo levhası olan meydana çıkınız :) Benim önerim öncelikle San Marco-Rialto arasını dolaşmanız, dükkanlar başınızı döndürecek ama siz kaybolmamak için arada bir Rialto levhalarını takip etmeyi unutmayın, özellikle bazı sokaklar direkt olarak kanala açılıyor, o yüzden özellikle geceleri biraz alkol sonrası kanala düşenler olabiliyor aman dikkat :) Kanal suyu durağana yakın nitelikte olduğu için pek iç açısı bir su değil, yosunlu ve özellikle yaz günleri de bol bol kokulu. İkinci rota önerim Rialto’dan geçerek diğer bölümde dolaşmanız, özellikle üniversitenin olduğu bölge hareketli bir bölge. Üçüncü rota olarak aşağıya doğru yürümenizi ve Akademi köprüsüne çıkmanızı öneririm, biraz dolabaçlı bir yol ama dükkanlardan uzak gerçek Venedik buralarda diyebiliriz. Dördüncü rota önerim de Akademi-San Marco arası olacaktır, böylece en önemli yerleri görmüş olacaksınız. Ama peki ya özellikle güzel fotoğraflar çekmek istiyorsanız? En Güzel Fotoğraflar Nerede Çıkar? Tabiki Rialto, San Marco gibi meşhur alanlar da güzel ama ben Venedik’i Venedik yapan o arka sokakları seviyorum, o yüzden önerim San Marco’dan sağ tarafa doğru ilerlemeniz yani ilk Rialto levhasından gidin ve ikincisini gördüğünüzde tam ters yöne devam edin. Birkaç sokak sonra o kalabalığı arkanızda bıraktığınızı göreceksiniz, meşhur Gondolların en iyi resimleri bu dar kanallarda çekmeniz mümkün. Gün batımında San Marco’ya dönüp karşı tarafta bulunan kiliseyi de çok iyi bir ışıkla yakalayabilirsiniz.

Hangi Mevsimde Gitmeli?

Cevap net değil, çünkü her mevsim güzel ama tek önerim yazın gitmeyin olur. Sıcakta hem gezmek zor, hem de sular biraz kötü kokuyor. Kış ise biraz riskli, örneğin son gidişimizde eşimle neredeyse sular altına kalacaktık, çünkü yağmur sonrası suların da yükselmesiyle şehrin büyük kısmı sular altında kaldı. En iyisi ilkbahar ve sonbahar; ama Şubat ayındaki Venedik festivali de gelmeye değer tabiki.

Nerede Kalmalı?

Kesinlikle Venedik’te kalın, birçok tur Mestre’de konaklatır ama Venedik’in en güzel saatleri geceleri o kalabalığın kaybolduğu saatlerdir. Üç yıldız ve üzeri olan otelleri tercih edin ki, ısınma ve nem problemleri yaşamayın.

Gitmişken Neler Yapmalı?

Geceleri muhteşem konçertolar dinlemeniz veya küçük bir kilisede müziğin ustalarından şaheserler dinlemeniz mümkün. Birçok yerde afişlerini göreceksiniz, ama biletleri otelinizden almanızı öneririm aman sahte çıkmasın çünkü yoldan aldıklarınız. İkinci olarak Murano ve Bruno adalarını gezmek mümkün, cam işçiliğini canlı canlı izleyebilirsiniz, ama çok acayip de etkilenmeyeceksiniz şimdiden söyleyeyim, zamanınız az ise bu iki adaya gitmek için zaman öldürmeyin derim, ama tabiki karar sizin.

Venedik'te Çektiğim Fotoğraflardan Birkaçı...

Etiketler: GeziYorum, Venedik, Rialto, San Marco, İtalya,

Kategori :GeziYorum
@19:40, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (4) - Yorum Yaz


04.08.2008

Hollywood
GeziYorum köşemde bu yazımda çok güzel bir yeri sizlere detaylarıyla anlatmak istiyorum: Hollywood. Amerika’nın birçok eyaletinde bulundum ama şuana kadar en çok sevdiğim California oldu. Hollywood, Los Angeles ili sınırları içerisinde California eyaletinde bulunan bir bölge, tabiki en meşhur özelliği dünya sinemasının ve özellikle Amerikan film endüstrisinin merkezi olması. Hollywood’u anlatmaya hepinizin merak edeceğini düşündüğüm yerden “Hollywood Levhası’ndan” başlamak istiyorum. Büyük Resim için Tıklayınız
Büyük Resim için Tıklayınız Hollywood Levhası

Bu levhayı yakından görmek gerçekten farklı bir duygu, sebebiyse o kadar çok filmde görüyorsunuz ki bir an gerçek olduğuna inanmak zor geliyor, Amerikan filmlerinin bizim üzerimizde ne kadar çok etkisi olduğunu görüyorsunuz. Bu levha 1974’den şu ana kadar 26 filmde kullanılmış; özellikle Superman, Deprem, Truman Show ilk hatırladıklarım arasında.
Levhanın hikayesi çok ilginç, 1923 yılında Los Angeles film endüstrisi sayesinde geliştikçe bölgeye yapılan yatırımlar artmış ve levhanın şuan bulunduğu bölgeyi yeni bir yaşam alanı olarak pazarlamak isteyen Thomas Fisk Goff’un şirketi aynı yıl buraya “HOLLYWOODLAND” adlı ilk levhayı dikmişler. Her harf 15 metreye 9 metre boyutlarında oldukça büyük yapılmış ki şehrin merkezi bulvarları olan Sunset, Highland ve Vine’dan rahatlıkla görülebilsin. Daha sonra reklam kaldırılmamış ve Land kısmı atılarak “HOLLYWOOD” olarak yıllarca kalmış, arada bir harfler eskise de, yerleri değiştirilse de artık bir marka haline gelmiş. Detaylı tarihçeyi merak edenler için güzel bir doküman buldum, buraya tıklayarak okuyabilirler. Ayrıca “Ah keşke şimdi ben de orada olsam, canlı canlı görseydim” diyorsanız hiç yerinizden kalkmanıza gerek yok, şu linke tıklayın ve canlı webcam görüntüsüyle keyifle Hollwood levhasını hem önden hem arkadan izleyin, yaşasın internet :) Büyük Resim için Tıklayınız
Hollywood Caddeleri

Hollywood caddeleri hakkında söyleyeceğim ilk şey her bina, her köşe, kısacası heryer bir filmde kullanıldığı için hiç yabancılık çekmiyorsunuz. Cadde isimlerini gördükçe sanki ömrünüzün belirli kısmı burada geçmiş gibi geliyor; Sunset Bulvarı, Beverly Hills, Rodeo Drive, vs.
Büyük Resim için Tıklayınız
Size tavsiyem Amerika’da bloklar arası yürümek imkansız olduğu için bir tur otobüsüne atlamanız ve 2 saat içerisinde tüm Hollywood sokaklarını rehber eşliğinde üstü açık otobüsünüzle dolaşmanız. Büyük Resim için Tıklayınız
İlk göreceğiniz şeylerden birisi stüdyolar; her köşebaşında dev setlerin olduğu film stüdyoları sizi karşılıyor. Resimde gördüğünüz Paramount Pictures. Büyük Resim için Tıklayınız
Bu yandaki bina ilk süpermen filminde süpermenin uçarak konduğu kule. Hemen şehir merkezinde olan bu kuleye daha sonra da King Kong çıktı hatırlarsanız.Büyük Resim için Tıklayınız
Hollywood sokakları aynı zamanda tarih kokuyor, bu resimde gördüğünüz yer dünyanın ilk sessiz sineması. Laurel ile Hardy tarafından kurulan bu sessiz sinema tiyatrosu halen faaliyet gösteriyor. Büyük Resim için Tıklayınız
Bu resimde gördüğünüz ise günümüz komedi dizilerinin merkezi Kahkaha Fabrikası ve komedyen Gerry Bednob. Büyük Resim için Tıklayınız
Büyük Resim için Tıklayınız Walk Of Fame / Ünlüler Kaldırımı

Burası da meşhur “Walk of Fame”, her adımınızda bir ünlü ismine denk geldiğiniz isimleri kadar kendi de ünlü kaldırımlar. Hollywood bulvarı ve Vine caddesi kaldırımlarında göreceğiniz yıldızların herbirinin içerisinde bir ünlünün ismi yazıyor, hemen altında da hangi kategoride buraya isminin yazıldığı belirtiliyor. Burada isminizin yazılması için şu beş kategoriden birinde en az beş yıl boyunca dünyaca bilinen bir isim olmanız ve isminizi buraya yazdıracak büyük bir başarınız olması gerekiyor, bu kategoriler: televizyon, radyo, tiyatro, film, müzik. İlk yıldız 9 Şubat 1962’de Joanne Woodward için kaldırıma çakılmış, şuan 2000 civarında yıldız Walk-of-Fame kaldırımlarında yer alıyor.
Büyük Resim için Tıklayınız Parayı veren ünlü kendine caddenin girişinde yer de buluyor, bu konuda dünyaca ünlü Donald Trump da yapacağını yapmış ve hemen Oskar ödüllerinin verildiği Kodak sinemasının önüne ismini yazdırmış, ne diyelim parayla satın alınmayacak kaldırım yok herhalde :) Donald Trump’a da bu yakışırdı :)
Büyük Resim için Tıklayınız Bu kaldırımların en önemli özelliklerinden biri ise birçok ödül törenine ev sahipliği etmeleri, tesadüfen ben 80. Akademi Ödül töreninin olduğu günlerde oradaydım, 1929 yılından bu yana dağıtılan Oskarlar bu Kodak sinemasında veriliyor. Oskar ödülleri hakkında detayları merak edenler şu adresi ziyaret edebilirler, Gitmişken bir Oskar ödülü de ben eve aldım, yaklaşık 10$’a heryerde satılıyor, üzerine ne için isterseniz onun için yazıyorlar. Kendi juriniz olun ve kendi ödülünüzü verin, ya da arkadaşlarınızı, çalışanlarınızı ödüllendirin, hem de Oskarla :)

Hollywood gerçekten güzel bir bölge, sonuçta sinemanın yaşayan tarihine tanık oluyorsunuz. Ama sadece sinema değil vaktiniz olursa Hollywood’a gitmişken mutlaka bir müzikale gitmenizi öneririm, hep Broadway gibi bilinse de Hollywood’da müzikaller için doğru bir adres diyorum ve sizlere keyifli Hollywood gezileri diliyorum.

Pazarlama Dersleri: İstenirse koca bir şehir bile baştan sona yeniden marka sürecinden geçer ve dünyaca bilinen bir marka olur, bu yüzden bunun en iyi örneği Hollywood'u özellikle pazarlama alanında çalışan herkesin görmesi gerektiğini düşünüyorum. Geçmiş 100 yılda birçok alanda marka çıkartan bu bölgede her köşebaşı bir pazarlama hikayesi anlatıyor sizlere.

Nasıl Gidilir: Uçak ile New York veya Chicago aktarmalı olarak Los Angeles'a gidilir. Havaalanından metroya binip Los Angeles şehir merkezine, oradan da yeniden metroya binerek kolayca ulaşabilirsiniz.

Nerede Kalınır: Los Angeles şehir merkezinde sakin ve uygun fiyatlı bir otelde kalabilirsiniz, eğer hareketliliğe yakın olmak istiyorsanız Rodeo Drive civarındaki oteller güzel birer alternatif olabilir. En batı kısımdaki Melekler Şehri filminden hatırlayacağınız kumsal civarında da kalınacak güzel oteller mevcut ama şehre uzak kalıyorsunuz bu durumda.

Etiketler: Hollywood, Los Angeles, California, Walk of Fame,

Kategori :GeziYorum
@23:59, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (10) - Yorum Yaz


29.02.2008

Sarıkamış
Sarıkamış Anlatılacak o kadar şey varki Sarıkamış hakkında, nereden başlamalı inanın bilemiyorum. İçimden gelen bir ses hiç yazı yazmamamı, herkesin kendi bakış açısıyla Sarıkamış’ı keşfetmesini söylüyor ama bir yandan da detaylı bilgi vererek kayak sporuyla ilgilenen herkesin gitmesini söylüyor. Bu yüzden ben ikisinin ortası birşey yapacağım; öncelikle Sarıkamış bence Türkiye’deki en iyi kayak merkezi. Bunu söylerken neden bu kadar eminim söyleyeyim: en iyi kayak oteli (Çamkar Otel), en uzun kayak pisti (3km’nin üzerinde pistler var), en iyi telesiyej altyapısı (4 koltuklu ve en yeni teknoloji), en iyi kar (kristal toz kar), en iyi hava durumu (çam ormanları içerisinde olduğu için sis, tipi nadir ve çığ tehlikesi de yok), en rahat ulaşım (uçaktan indikten sonra 45dk mesafedeki otele varıp hemen kaymaya başlıyorsunuz), en iyi hizmet (hem telesiyej, hem pist bakımı, hem de otel görevlileri) ve en iyi doğa (Sarıçam ormanlarının arasında kayıyorsunuz).
Kayak veya board öğrenmek istiyorsanız en doğru adres Sarıkamış olacaktır. Türkiye’nin Kayak Milli Takımını oluşturan birçok eğitmen Sarıkamış’lı ve en iyi eğitimi en iyi fiyatlara veriyorlar gerçekten, özellikle benim gibi siz de kayak yapıyor ama boarda merak saldıysanız, Sarıkamış’ın kristal olan toz kar özelliği sayesinde en iyi board pistlerinin Sarıkamış’ta olduğunu göreceksiniz.

Benim en çok tercih ettiğim pistler biri kırmızı biri siyah olan 3 ve 5 nolu pistler oldu. Özellikle 3 nolu pist uzunluğu ve eğitimi ile bir harika. 5 nolu pist ise riski sevenlere, biraz eğim fazla şimdiden söylemesi.
Sarıkamış
Sarıkamış Bahsetmeden geçemeyeceğim en önemli konu ise Çamkar Otel; adını Çamlı Kardeşler’den alan otel çok özel bir otel gerçekten; butik dağ otelleri arasında hizmet kalitesiyle bence farklılaşıyor. Pistlere olan yakınlığı, yemekleri ve sunduğu sıcak ortamıyla bence kalmanız gereken bir butik otel. Diğer alternatifiniz ise Toprak Otel, klasik bir beş yıldızlı otel; yani havuzu var, büyük bir otel ama butik değil; çok fazla Rus turist bulunuyor bu otelde. Çamkar otel hakkında bilgi için www.camkar.com

Nasıl Gidilir: :Uçak ile Kars’a gidilir, her iki otelin de havaalanından servisi var, 45dk’lık yolculuk sonrası oteldesiniz. Yolda Sarıkamış hakkında güzel bir belgesel de izleyeceksiniz.

Nerede Kalınır: Çamkar Otel’i tavsiye ediyorum. Piste en yakın, hizmet kalitesi çok yüksek butik otel.

Sarıkamış'tan Fotoğraflar:

Etiketler:

Kategori :GeziYorum
@21:21, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (1) - Yorum Yaz


29.02.2008

Kartalkaya
kartalkaya İstanbul ve Ankara’nın ortak buluşma noktası olan Bolu’da bulunan Kartalkaya Sarıkamış’tan sonra bence Türkiye’nin en iyi ikinci kayak merkezi. Otel sayısı az olsa da pistler gerçekten mükemmel. Öncelikle seçim yapmanız gereken konu nasıl gideceğiniz? Arabayla İstanbul’dan gidecekler için tavsiyem erken yola çıkmaları, çünkü neredeyse 3 saat süren bir yolculuk sonrası dağ yoluna giriyorsunuz ve mutlaka zincir takmak zorundasınız, yolun ilk kısmı sizi şaşırtabilir, zincir takmasam da olur diyebilirsiniz ama yükseklik arttıkça zincir takmanın zorlaştığını göreceksiniz. Bu yüzden Bolu otobanı çıkışından çıkıp Kartalkaya levhasından döndüğünüzde mutlaka durup zincirinizi takın veya 10 YTL verin yol kenarında bulunan zincir takma ustaları gelsin size yardım etsinler. Muhtemelen 45 dk sonra zirveye çıkmış olacaksınız. Benim tavsiyem tur ile gitmeniz olacaktır, bu konuda önerim de Radikal Tur; sabaha karşı sizi çeşitli noktalardan alıyorlar ve siz uyurken bir anda kendinizi Kartalkaya’da buluyorsunuz, yorulmadan ulaşmak için iyi bir yöntem turlar. Ama unutmayın en geç 16:30’da Kadıköy Hasanpaşa’daki otoparkta olmak zorundasınız. Ayrıca dönüş yolculuğunda da tüm gün kayak yaptıktan sonra araba kullanmak kolay olmuyor, otobüsteki muhabbet de ayrı bir güzel. Sonuç olarak tur ile giderseniz sabah en geç 9’da pisttesiniz.
Pist olarak iki ana tercihiniz olabilir; biri Dorukkaya diğeri Kartal. Eğer yeni başlıyorsanız kayak veya board yapmaya bence Kartal’ı tercih edin, pistler daha kolay ve öğrenmek için alternatif olarak basit çok fazla pist var. Dorukkaya pistlerini ben daha çok beğeniyorum ama biraz daha zorlu pistler, ayrıca sadece tek telesiyej olduğu ve geri kalanlar T-bar olduğu için biraz daha yorucu. Ama pist uzunlukları daha iyi. Kayak dersi almak için Kartalkaya’yı tercih etmenizi önermem, burası son yıllarda yoğun bir gençlik akımınına uğradığı için ders fiyatları çok yüksek ve hocalar oldukça yetersiz, geçen haftalarda götürdüğümüz yeni başlayacak bir arkadaş grubumuza tek tek ders vermeyi reddetmişler, toplu ders veriyorlar ve tabiki daha çok kazanmayı amaçlıyorlar, bu da sonuç olara 1 saatlik ders içerisinde sadece 1 defa sizi aşağıya indirebiliyorlar demek. Kayak öğrenmek için en doğru yerin Sarıkamış, ikinci alternatifin ise Uludağ olduğunu yeniden hatırlatmış olayım.

Kartal pistlerinden önereceğim pist Köroğlu pisti; zirveye çıktıktan sonra zorlu bir iniş ile kırmızı bir pistten aşağıya iniyorsunuz. T-Bar ile diğer zirveye çıktıktan sonra iki kırmızı bir de siyah pistten inme şansınız var, bence Kartal’ın en iyi pistleri bunlar. Dorukkaya’nın pistlerinde de en heyecanlı yerler zirveden ulaştığınız pistler, telesiyej ile 10dk süren uzun çıkış maratonundan sonra 2 farklı mavi, 2 kırmızı ve 2 siyah pistten iniş yapabilirsiniz. Bir öneri olarak sadece şunu söyleyebilirim, Nazar ve Nazlı gayet güzel pistler, kendinizi zorlamak istiyorsanız dümdüz aşağıya inen siyah pisti kullanabilirsiniz, ama orman yolundaki tehlikeli siyah pisti tercih ederseniz dikkatli olun, çok zor olan bu pist hem çok dar, hem güneş görmeyen yerleri buzlanma yapmış oluyor, hem de çok keskin dönüşleri var ve bir yanınız uçurum. Bu yüzden en sağdaki bu orman pistinden inerken bir daha düşünün, boşuna tehlikeli bölge yazmamışlar gerçekten :) ben ilk inişimde anladım buranın özel olduğunu, aman dikkat:)
kartalkaya
kartalkaya Board yapanlar için Dorukkaya pistlerinde Snowpark var, heyecanlı bir yer. Kartalkayanın en büyük dezavantajıysa bence yüksek sesteki müzik yayınları, özellikle Power FM haftasonları kulağınızı patlatacak kadar sesi açıyor, kaymaya mı geldiniz yoksa son ses müzik dinlenilen bir partiye mi anlamak güç, bir DJ elinde mikrofonla yok Ahmet şuradan atladı, Mehmet şuraya zıpladı diyor ama onun dışında kimsenin onun anlattıklarıyla ilgilenmekdikleri çok açık. Bu yüzden yukarıdaki pistler daha çok tercih ediliyor, kulağınızı patlatacak seviyede bir müzik yok.

Kayak malzemelerini kiralamak isterseniz hem Kartal hem de Dorukkaya’daki tesisler gayet yeterli, normalden biraz pahalı ama yeni ve kaliteli kayak-board takımları kiralıyorlar. Ama tavsiyem eğer yılda 6’dan daha fazla geliyorsanız bence gecikmeden bir kayak veya board takımı alın. Sonuçta her seferinde sizin ayağına uygun bir takım bulma olasılığınız az, bu da öğrenme ve kayak yapmaktan keyif alma periyodunuzu uzatıyor. Yaklaşık 500-800 YTL arasına çok güzel takımlar alabilmeniz mümkün, benden tavsiye.

Sonuç olarak en başta belirttiğim gibi bence en güzel ikinci yer kayak merkezi olarak; sebebi ise hava durumu. Kartalkaya’da pistler çoğu zaman sisten ve tipi den dolayı erken kapanma riski içeriyor, oysa Sarıkamış sarıçam ormanları içinde yer aldığı için sis, çığ, tipi riski yok denecek kadar az. Geçtiğimiz yıllarda bir keresinde Kartalkaya’da sabahtan hava günlük güneşlik iken, öğleden sonra tipi çıktığına ve birkaç kişinin dağda kaybolduğuna şahitlik etmiştim. Bu yüzden iyi düşünmek lazım, özellikle snow-forecast.com ve weather.com’dan saatlik olarak hava durumunu iyi incelemek lazım gitmeden önce.

Nasıl Gidilir: :Arabayla Tem otoyolundan Bolu çıkışından çıkarsınız, Kartalkaya levhasından dağ yoluna çıkabilirsiniz, zincir bulundurmayı unutmayın. Tur ile gitmenizi öneririm.

Nerede Kalınır: Her iki otelin durumu da iyi değil, tekel olmanın avantajını yaşıyorlar. Ama yine de Kartal Otel manzara olarak daha iyi konumda sayılır.

Kartalkaya'dan Fotoğraflar:

Etiketler:

Kategori :GeziYorum
@20:45, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (3) - Yorum Yaz


29.02.2008

Palandöken
palandoken Erzurum’da şehir merkezine çok yakın bir kayak merkezi Palandöken, ama Türkiye’de gittiklerim arasındaki en kötü ve bakımsız kayak merkezi, kesinlikle tavsiye etmiyorum. İstanbul’dan gidenler için en iyi ulaşım tabiki uçak, havaalanından oteller sizi karşılamıyorlar yakın olduğu için, mecburen taksi ile geçiyorsunuz otele yaklaşık elli ytl ödeyerek. Otellerden sadece Dedeman Ski Lodge pistlere yakın, diğerlerinden Gondola denen bir gondol ile pist alanına çıkabilmeniz veya taksi ile çıkmanız mümkün, böyle garip bir durum görmedim :) Kayak otelindesiniz güya ama pistler başka bir yerde. Neyse diyelim ki otelde kaldınız otellerin yüzde yetmişi Ruslarla dolu. Bir Türk vatandaşının günlük kaldığı fiyata Rus vatandaşları bir hafta boyunca konaklayabildiği için neredeyse bedavaya tatil yapıyor Ruslar, Dedeman Polat ve Palan otellerini bu ayrımcılığı yaptıkları için kınıyorum. Aksi bir fiyat politikası izliyorlarsa lütfen bildirsinler, yoksa birçok Türk vatandaşımız Rus tatil sitelerinden ucuza alacakları tatillerle onları kolaylıkla kendi oyunlarına düşürebilirler :) Otellerden söz açılmışken nerede Sarıkamış, nerede Palandöken diyorsunuz gerçekten; Sarıkamış’taki otel görevlilerin cana yakınlığı, otelin sıcaklığını aklımızda varken bir anda kendimizi Palandöken’de tam zıt bir manzarayla karşılaşmış buluyoruz. Kayak odalarından restoranta kadar herşeyde servis çok kötü durumda Palandöken’de; Sarıkamıştaki otel işletmecilerinden ders almaları lazım.
Gelelim pistlere; zordan kolaya birçok pist mevcut Palandöken kayak merkezinde, ama açık bulursanız. Çoğu pist ki en güzel pistlerden olan Ejder ve Güney pisti çoğu zaman kapalı. Ağaçlık bir alan olmadığı için tipi ihtimali hep yüksek oluyor bu yüzden sadece yakın pistlere erişiminiz var. Fena olmayan tek pist Vadi pisti bu geriye kalan pistler arasında da, orada da eğer kayak takımında olan gruplara rastgelireniz vay halinize, sıra anlayışı olmayan bir gruptan bahsediyoruz, tam siz telesiyeje bineceksiniz biri kenardan gelip hop diye önünüze atlıyor ve bu mütemadiyen devam ediyor. Kartepe’de de Uludağ’da da sıra var ama böyle bir saygısızlık yok. Bence sebebi de tesislerin başı boş olmasından kaynaklanıyor; Kartalkaya, Sarıkamış, Kartepe ve Uludağ’da asla bir dakika bile telesiyej ve t-barlar görevli olmadan çalıştırılmaz; Palandöken’de ise onlar içeriden sizi izliyorlar, allah korusun kazara kıyafetiniz takılsa ölmeniz an meselesi, çünkü kimse durdurmayacaktır emin olun. Çok dikkatli olmak lazım, kayak sporunda güvenlik bence herşeyden önemlidir. palandoken
palandoken Sonuç olarak bence Palandöken’e kayak yapmaya gitmek çok anlamsız; madem bu kadar yola gidiyorsunuz Sarıkamış’a gidin; ya da Kartalkaya veya Uludağ’da kalın kesinlikle daha iyi. Bu yazıyı okuyunca belki bahsettiğim eksileri giderirler otel sahipleri ve gerekli önlemleri alırlar; bir gün bu yazdıklarımın değiştiğini ve Palandöken’e mutlaka gitmek gerektiğini yazdığım yazılar çıkar böylece ortaya.

Nasıl Gidilir: :Uçak ile Erzurum’a, oradan da yarım saatlik taksi yolculuğuyla otele.

Nerede Kalınır: Kalınacak maalesef hiçbir otel tavsiye edemiyorum.
Palandöken'den Fotoğraflar:

Etiketler:

Kategori :GeziYorum
@19:01, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (2) - Yorum Yaz


29.02.2008

Kartepe
kartepe İstanbul’a 1,5 saatlik bir mesafede olan Kartepe çok güzel bir kayak merkezi özellikle de haftaiçi; haftasonu akına uğrayan Kartepe’de uzun süre sıra bekmeyi göze alıyorsanız haftasonu da çok güzel. İstanbul’dan kendi arabanızla gittiğinizde 95 km sonra Kocaeli çıkışından hemen sonra kahverengi Kartepe Kayak Merkezi levhasını göreceksiniz. Buradan 30 km daha gittikten sonra artık zirvedesiniz. Yol sürekli açık tutuluyor, bu yüzden zincir gerektiren bir yol yok, rahat rahat zirveye çıkıyorsunuz. Tek otel var Kartepe’de, bu yüzden kalmalı gittiğinizde maalesef alternatifiniz yok, yakın zamanda da olmayacak çünkü işletme sahibi uzun süreli olarak alanı kiralamış.
Pistlere gelince; en sevdiğim özelliği neredeyse tüm pistlere telesiyej yapmışlar, t-bar işkencesi çekmenize gerek kalmıyor. Yeni başlayanlar için ideal olan otel pisti hem board hem kayakçılar için güzel. Mavi pistlerden olan Geyik alanı da çok güzel, dilerseniz kırmızı pist olan kısımları da var. En güzel pistler ise Kartepe zirvesinde, Sakarya ve Sapanca manzaralı bir tepeden yaklaşık 1600m’de kayak yapma şansınız var. İnişte pistler yer yer çok daralıyor, bu yüzden ilk başlayanlar için önerim 10 nolu pistten inin ilk inişinizde, ikinci inişte 12 nolu pisti kullanabilirsiniz, zorlu kısımları var. En sağ kısımda ise t-bar ile çıkılan siyah pistler mevcut, zorlu bir kayak deneyimini sevenler için burayı da tavsiye ederim. kartepe
kartepe Gelelim Kartepe’nin eksi yönlerine; öncelikle haftasonu tam bir kaos hakim, alan çok büyük değil bu yüzden tesis yoğun talebi her yönüyle karşılayamıyor. Öncelikle otoparkta yer bulmanız çok zor geç geldiyseniz, diğer yandan malzemeleri kiralayacaksanız acele etmeniz lazım yoksa kalabalıktan dolayı kayak malzemeleri hemen bitiyor, tek çare Mahşukiye’den kiralayarak gelmek. Son ve en büyük negatif yön ise telesiyejlerin çalışma şekli, çalıştıran arkadaşlar her inen ve binen için telesiyeji yavaşlattıkları için ekstra bir yığılma meydana geliyor bu yavaşlıktan. İnsanlar birbirine saygılı, Erzurum Palandöken’deki gibi kaynak yapanlarla çok boğuşmasanız da yüzlerce kişi olarak dipdibe sıra beklemek üzücü. Ama yaklaşık yirmi dakika bekledikten sonra sıra size geldinde beklediğime değdi diyorsunuz. Bu yüzden önerim gelebiliyorsanız haftaiçi Kartepe’ye gelmeniz, böylece bu güzel pistlerde keyifle sıra beklemeden kayabilirsiniz. Ayrıca son eksi yönün pistlerin uzunluklarının kısalığı olduğunu da belirteyim, Sarıkamış veya Uludağ ikinci bölge gibi bir pist beklemeyin. Hava durumunun önemi de çok büyük, Mart sonunda artık karlar erişmiş oluyor Kartepe’de, bu yüzden baharda giderseniz sadece yürüyüş yapabileceğinizi de hatırlatırım.

Sonuç olarak bence haftasonu günübirlik gelseniz bile zamanınızı dolu dolu geçirmiş olacaksınız, ama tavsiyem kalabalıktan etkilenmemek için haftaiçi gitmeniz.

Nasıl Gidilir: Kendi aracınızla zincirsiz gidebilirsiniz, Kocaeli’den sonraki çıkıştan çıktıktan sonra 30km yol almanız yeterli. Turlarla giderseniz yol, yemek ve skipass ücretleri toplamının daha ucuza geldiğini göreceksiniz.

Nerede Kalınır: Kartepe Greenpark Otel’den başka otel yok maalesef. Arabanız varsa, Sapanca veya Mahşukiye’de konaklayıp hergün 15km mesafe ile kayağa gidebilirsiniz.

Kartepe'den Fotoğraflar:

Etiketler:

Kategori :GeziYorum
@18:52, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (4) - Yorum Yaz


08.07.2007

SCUBA nedir ve Saros İbrice Dalışları ...
Eğer sualtı dünyası ilginizi çekiyorsa ve İstanbul’da yaşıyorsanız Saros’a mutlaka gitmelisiniz. İstanbul’a yaklaşık 3 saatlik uzaklıkta bulunan Saros sualtı dünyasını keşfedebileceğiniz en yakın güzel merkez bence. Öncelikle biraz SCUBA hakkında bilgi vermek istiyorum. SCUBA yani Self Contained Underwater Breathing Apparatus’un kısaltması ve su altında profesyonel ekipmanlarla gerçekleştirilen dalışa verilen isim. İki farklı sertifikasyonu var, PADI ve CMAS. Biri Fransız diğeri Amerika kökenli, Türkiye’de geçerli olan CMAS sertifikası, herhangi bir dalış noktasına gittiğinizde CMAS dalış brövenizin olup olmadığına bakılıyor, yurtdışında özellikle sualtı güzelliklerinin mükemmel olduğu Mısır Kızıldeniz gibi yerlerde ise PADI brövesi geçerli. Tavsiyem önce CMAS almanız olacaktır, çünkü dalışı önce Türkiye’de pekiştirin. CMAS yetkili bir eğitim merkezinde önce teorik eğitimi (yaklaşık 16 saatlik bir eğitim) ardından havuz eğitimini (yaklaşık 4 saatlik bir eğitim) ardından deniz dalışlarınızı (toplam 4 eğitim dalışını) tamamladıktan ve CMAS 1 yıldız sınavını başarıyla geçtikten sonra brövenizi almaya hak kazanıyorsunuz. Tavsiyem bu işin uzmanı olan Murat Egi ‘nin liderliğindeki BURÇ eğitim merkezi olacaktır. Bildiğiniz gibi Murat Hoca bu konuda Türkiye’nin en bilinen ismi, yaptığı bilimsel çalışmalarla da Türkiye’nin gururu olmaya devam ediyor. Büyük Resim için Tıklayınız
Büyük Resim için Tıklayınız BURÇ tarafından düzenlenen bir dalış turu ile ben de Saros ile tanışmış oldum. Dalış için ilk mekan İbrice Limanı; limandan kıyı dalışı yaparak başlıyorsunuz. Haftasonları 2 farklı dalış teknesi de benzer noktalarda dalışlar gerçekleştiriyor. Liman dalışının avantajı daldığınız bölgede limanın çevreleyen dalgakıran etrafında oluşmuş birçok deniz canlısını izleme fırsatı buluyorsunuz 3-8 metre aralığında, SCUBA dalışları dışında kalan zamanınızda maske-palet ve şnorkel ile de bakmaya doyamayacağınız bir sualtı dünyası var. Ayrıca liman kenarında bulunan kahvede çayınızı yudumlayabilir, keyifli sohbetler edebilirsiniz.
İkinci dalış bölgesi ise Cehennem. Limana uzaklığı yaklaşık 1-2 km olan bu dalış bölgesine karadan ulaşım için sizi dik bir yamaç beklese de suyun altında görecekleriniz için değecektir emin olun. Cehennem denmesinin sebebi kıyıdan yaklaşık 10m sonra bir anda 30m’ye varan bir yeraltı duvarı sizi karşılıyor ve üzerinde göreceğiniz çok farklı bir dünya. Bu bölge dalış için bence çok daha keyifli, küçük mağaralar bile mevcut. Büyük Resim için Tıklayınız Büyük Resim için Tıklayınız
Daha çok haftasonu kaçamağı olarak Saros İbrice’ye gidilebielceği için konaklama da sadece Cumartesi gece için düşünülebilir. Bunun için de 2 alternatifiniz var, birincisi Keşan’a geri dönüp (yaklaşık 40dk’lık geri dönüş demek) ilçe merkezinde iki yıldızlı bir otelde kalabilirsiniz, gece Keşan göl kenarındaki restorantta satır et yemenizi de ayrıca tavsiye ediyorum. İkinci konaklama mekanı ise mükemmel bir mekan; “Sığınak”. Sığınak İbrice limanına sadece 2 km mesafede olan butik bir otel. İçerisinde taş ev, bungalov ve çadır alanı mevcut. Kaldığım en güzel butik otellerden birisi, akşam yemeğinizde balığınızı yiyip hamakta yıldızları seyretmeniz mümkün, dağların ortasında ıssız bir mekan, en yakın yerleşim yerine yaklaşık yarım saatlik mesafede, İstanbul kargaşasından uzaklaşmak için birebir. Diğer bir avantajı ise sabah köy kahvaltınızı yaptıktan 5dk sonra dalış yerinde olabilmeniz, Keşan’da kalırsanız sabahın erken saatlerinde 40dk yolculuk yapmak yorucu olabiliyor.

Gelelim ulaşıma; tavsiyem kendi arabanızla sabah erken saatte çıkıp mola vermeden 3 saatte İbrice’ye varmanız, eğer bir tur ile gidiyorsanız turun ulaşımı da tercih edilebilir. Arabanızla gidecekseniz TEM otoyolunda Edirne yönünde devam edip Silivri çıkışı sonrası İpsala sınır kapısı çıkışından çıkıyorsunuz, Malkara ve Keşan sonrasında Erikli yoluna saparak kolayca İbrice’ye ulaşabilirsiniz. Dönüş yolculuğunuzu Pazar günü Silivri yazlıkçılarının dönüşünü düşünerek erken yapmanızı öneririm yoksa TEM çıkışına son 30km’yi köprü trafiğine benzer bir şekilde geçmek zorunda kalabilirsiniz.

Son olarak uzun süre dalış yapmayı planlayanlara iki önerim olacak. Eğitim dalışlarından sonra ABC malzeme olan maske-palet-şnorkeli almanızı öneririm, kendi malzemelerinizle daha keyifli bir dalış yaşarsınız. İkinci olarak Bodrum ve Kaş tabiki dalış için çok daha güzel yerler ama dalış sonrası 24 saat uçağa binemediğiniz için arabayla biraz uzak kaçıyorlar. Bu yüzden zamanınız varsa Kaş ve Bodrum’u tercih ederken, sadece haftasonu için İbrice’yi düşünebilirsiniz. Keyifli dalışlar...

Etiketler:

Kategori :GeziYorum
@09:09, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (1) - Yorum Yaz


26.02.2007

Uludağ’da Kış Başkadır
Büyük Resim için Tıklayınız Ülkemizdeki kayak konusundaki en iyi merkezlerden birisi olan Uludağ, haftasonu İstanbul’dan uzaklaşmak isteyen ve mevsim değişikliklerinden dolayı görmeyi özlediğimiz kar ve soğuğu görmek isteyenler için birebir. İstanbul’dan kendi aracınızla hızlı feribotla Yalova’ya varıp, oradan da Bursa merkeze girmeden, Çekirge’den geçerek dağ yolundan yaklaşık 3 saatte Uludağ’a gidebileceğiniz gibi; dağ yolundaki kar, buzlanma ve sisli yolda araba kullanmamak için Bursa’ya otobüle gidip oradan da dağa çıkan minibüslerle çıkabilirsiniz. Diğer bir alternatif ise; aracınızı Bursa merkezde bırakıp teleferik ile Sarıalan’a çıkmak, sonrasında da minibüsle oteller bölgesine geçmek. Uludağ’a günü birlik gidip gelmek pek mantıklı değil, hatta en güzeli Cuma öğleden sonra yola çıkmak ve haftasonunu dolu dolu yaşamak. Oteller 2 farklı bölgede bulunuyor, birinci bölgedeki oteller daha kalabalık ve hareketli bir ortamda, bu yüzden kalabalığı sevenler için bu kısım tercih sebebi olabilir, ikinci bölgede ise yeni oteller olan Kartanesi, Monte Baio, Wow gibi daha lüks oteller mevcut ama ortam daha sessiz. Ama tavsiyem chaletlerde kalmanız, telesiyejlerin çıkış noktası olan chatler tüm doğayı en üst noktadan görebileceğiniz, kalabalıktan uzak bir dağ evinde olduğunuzu hissettiren havasıyla bence Uludağ’ın en güzel yeri. Otele vardığınızda içeceğiniz çorba ile maceranız başlıyor.
Kayak yapacaklara malzemelerini taşımalarını önermem, birçok kiralama noktasında çok uygun fiyatlara kayak takımlarınızı kiralayabilirsiniz. Eğer kayak yapmayı bilmiyorsanız öğrenemem diye korkmayın, orada bulunan kayak hocalarından alacağınız yaklaşık iki saatlik bir kayak dersiyle kaymayı öğrenebilirsiniz, kaydıkça zamanla uzmanlaştığınızı göreceksiniz. Birinci bölgede kısa pistler mevcut, yeni öğrenenler için ideal, ikinci bölgede ise uzunca bir pist sizi bekliyor. Dağdaki her inişinizde liderlik, motivasyon, takım çalışması, stresle başa çıkma gibi soft-skill dediğimiz geliştirilebilir tüm becerilerini elde ettiğinizi göreceksiniz, insanın doğasında her zaman bir öze dönüş, doğruyu doğal gerçeklerde arama olgusu var, bu yüzden disiplinler arası bakışlar için doğal dengeyi de korumak şart. Yandaki fotoğrafta gördüğünüz bir manzara bulutlarla kaplı Bursa’ya bulutların üzerinden baktığınız bir anın yansıması, kayak mevsimi mart sonunda bitiyor. Kaymayı düşünenlere şimdiden keyifli tatiller. (Son olarak Kocaeli’nde bulunan Kartepe geçen yıl açıldı, burası da tercih edilebilir ama Türkiye’nin en güzel kayak merkezinin ormanlarla kaplı Kars-Sarıkamış’ta olduğunu da hatırlatayım.) Büyük Resim için Tıklayınız

Etiketler:

Kategori :GeziYorum
@10:29, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (0) - Yorum Yaz


17.02.2007

Roma Gezisi
Büyük Resim için Tıklayınız İtalya’nın başkenti Roma yüzyılların tarihini görmek için dünyada mutlaka ziyaret etmeniz gereken bir yer. İlk gittiğim günden beri hayran olduğum bir şehir, benim gibi siz de tarih meraklısıysanız bu şehre bayılacaksınız. Öncelikle Roma denince akla ilk gelen Colessium’dan başlayalım. Orjinal adı Anfiteatrum Flavium olan Colessium meşhur gladyatör dövüşlerinin yapıldığı yer olarak bilinen amfi tiyatro M.S. 1.yüzyılda yapılmış. 75 bin kişilik bu yapı ilk gördüğünüzde sizi şaşırtıyor çünkü hep hayalinizde kocaman bir yer düşünüyorsunuz ama antik roma kentinin hemen yanında küçük kalıyor hayallerinize göre. Burada yapılan dövüşler 523 yılına kadar devam etmiş ve sonrasında kaderine terkedildiği için taşları çalınmış ve bir yıkıntı halini almış, 18.yüzyılda restorasyon başlamış ve son olarak ikinci dünya savaşında bombalanmış ve bugünkü hali kalmış. Mimarisindeki katlar arasındaki boşluk farkı sonradan kapatılmaya çalışılmış ama o da yarım bırakılmış, görülmesi gereken bir yapı. Tabi öncesinde eski roma şehrinin kalıntılarını da iyice görmenizi tavsiye ediyorum. Ben Roma’ya ilk gittiğimde gece 23 civarında otelde duramayıp tek başıma eski roma şehrine gitmiştim, kimseler olmadığı için biraz ürkütücü olsa da yaptığım en büyük ama keyifli çılgınlıklardan biriydi, tarihe bir yolculuk için orada olmak mükemmeldi.
Sabah olduğunda ilk iş soluğu aşıklar çeşmesinde aldım, asıl adı fontana di trevi. 1735 yılında yapılan bu eser, İtalya’da çok sık görebileceğiniz binanın ön yüzünü oluşturan çeşme mimarilerinin başını çekiyor. İnanışa göre eğer havuza para atarsanız romaya bir daha geri geleceğiniz anlamına geliyor. Yakınlarda satılan dondurmacılardan da meşhur roma dondurmanızı almayı unutmayın. Sonrasında sizi az ileride ispanyol merdivenleri bekliyor. Benim gibi Inter forması giyerek Roma sokaklarında dolaşmamanızı da öneriyorum, ispanyol merdivenlerinde fanatik italyanların fazla gözüne batıyorsunuz. Büyük Resim için Tıklayınız
Büyük Resim için Tıklayınız Yolun devamında mutlaka görmeniz gereken bir diğer yer ise Pantheon. Pagan döneminde tapınak olarak inşa edilmiş ama sonrasında katolik kilisesine dönüştürülmüş. En önemli özelliği mimari de kafesleme tekniği adı verilen teknikle direk kullanılmadan yapılmış bir kubbesi olması ve tam ortasında da kocaman bir deliğin yer alması. Roma’da her binanın girişinde binayı yaptıran kişinin adı yazmaktadır, burada da "magrippa lecos tertivm fecit" yazmaktadır, lucius’un oğlu marcus agrippa tarafından yapılmıştır anlamına gelse de aslında asıl hikayede agrippa tarafından yapılan çok yakınlarda yapılmış olan çok benzer bir pantheon’un yanması üzerine sonradan yapılmış ve agrippa’nun adı yazılmıştır. Kare bantlar oculus adı verilen delikten içeri sızan ışığın bir illüzyon sağlamasının yanında kubbenin çökmesini de önlerler. Mutlaka görülmesi gereken bir yapı bence Pantheon.
Son olarak gezimi Vatikan’da tamamladım. Aslında ayrı bir ülkeye, dünyanın en küçük ülkesine giriş yapıyorsunuz ama kapıda küçük bir kontrolden geçtikten sonra kendinizi vatikan meydanında buluyorsunuz. Karşınızda vatikan kilisesi yer alıyor. İçerisi hristiyanlar için kutsal beni şaşırtan ise günah çıkarma bölmelerinden birinin Türk bayraklı olmasıydı. Mutlaka cupola adı verilen kubbesine çıkmanızı öneriyorum. Çıkmak için iki yolunuz var, asansör veya merdivenler. İtiraf edeyim merdivenleri çıkmak gerçekten zor, vücudunuz S olmak zorunda kalıyor belli noktalarda ama en üst noktaya geldiğinizde emin olun bu yolculuğa deyiyor. Sadece Vatikan’ı değil, tüm Roma’yı göreceğiniz bir yer kubbenin en üst noktası, mükemmel bir manzara sizi bekliyor. Büyük Resim için Tıklayınız
anlatmaya devam edeceğim. Son olarak Roma’ya en az 3 gün ayırmayı unutmayın, mümkünse bir de vespa kiralamadan gezmeyin. Keyifli geziler...

Etiketler:

Kategori :GeziYorum
@10:59, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (6) - Yorum Yaz


06.02.2007

Haftasonu Abant Gölü Maceraları
Büyük Resim için Tıklayınız İstanbul’dan haftasonu uzaklaşarak kış mevsiminin keyfini çıkarmayı düşünenler için önerim bu mevsimde karlarla kaplı olan Abant Gölü. Trekking için müthiş bir mekan olan Abant Gölü’ne ulaşmak da orada dolaşmak kadar keyifli, karlarla kaplı yoldan geçerken ayrı bir dünyaya açılan kapıdan geçiyorsunuz.
Gölün etrafında tam bir tur atmak yoğun kar yağışı yüzünden normalden çok daha uzun sürüyor ama eğer sonunda mangal ve sucuk sizi bekliyorsa, yürüyüşün sonunda yorulsanız da motivasyonunuz hiç düşmüyor :) Yürürken yaptığınız sohbetleri kartoplarının bölmesi de kaçılnılmaz, bu keyifli oyunla da gece geç olmadan geri dönüş yolculuğu başlıyor. Büyük Resim için Tıklayınız

Etiketler:

Kategori :GeziYorum
@20:38, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (2) - Yorum Yaz


01.01.2007

Denizli Hakkında
2007 yılına gireceğimiz yılbaşı akşamı ve Kurban Bayramı aynı tarihlere gelince ben de soluğu memleketim Denizli’de aldım, aileyle beraber geçen bayramların ve yeni yılların tadı bir başka oluyor. Denizli’ye gitmişken Denizli’ye dair bir takım bilgileri de GeziYorum köşesinden paylaşmak istedim. Özellikle Pamukkale’yi de barındırması yönünden mutlaka ziyaret etmeniz gereken bir il bence Denizli. Gelin fotoğraflarla birlikte Denizli’yi inceleyelim:

Büyük Resim için Tıklayınız Denizli denince akla ilk gelen “Horoz” oluyor. İlin simgesi olan Horoz’un heykellerine Denizli’nin birçok yerinde rastlamanız mümkün, bu fotoğraftaki Denizli’nin meşhur Delikliçınar meydanında bulunanı. Bu arada Denizli’de bugün deniz olmaması garip değil, çünkü ilin adı tarih boyunca çok değişime uğramıştır, İbni Batuta’nın seyahatnamesinde Tunguzlu, Şerafettin Zemdi’nin zafernamesinde Tonguzlug ve Tenguzlug olarak geçmektedir. Ve sonrasında ağızdan ağıza Denizli adını almıştır. Tensiz kelimesi deniz, Tunguzlu ile denizli demektir, bu yüzden milattan önce Denizli’nin gerçekten denizi olan bir yer olduğu düşüncesine varabiliriz.
Büyük Resim için Tıklayınız Büyük Resim için Tıklayınız Büyük Resim için Tıklayınız

Yukarıdaki resimler de yine şehir merkezinde bulunan Atatürk Anıtı, Tarihi Gazi İlköğretim Okulu ve Çınar meydanı.

Denizli’de bulunan ve dünya harikaları arasında sayılan Pamukkale ise size bir doğa mucizesi olarak karşılıyor. Travertenler çok yönlü,çeşitli nedenlere ve ortamlara bağlı,kimyasal reaksiyon sonucu çökelme ile oluşan bir kayadır. Pamukkale termal kaynağını meydana getiren jeolojik olaylar geniş bir bölgeyi etkilemiştir. Termal kaynak suyu,normal şartlara dönüşmeye ve traverten oluşumuna neden olmaktadır. Termal sudaki kalsiyum bikarbonatın aşırı miktarda bulunması ve suyun yüzeye çıkışı sonucu bikarbondioksit açığa çıkmakta ve kalsiyum karbonat çökmektedir. Büyük Resim için Tıklayınız
Büyük Resim için Tıklayınız Ayrıca Pamukkale’ye çok yakın olan Karahayıt kasabasında Kırmızı Travertenler de bulunmaktadır. Kırmızısu ; merkez ilçe Karahayıt kasabası içindedir. Pamukkale’nin yaklaşık 5 km kuzeyindedir. Kırmızısu travertenleri 600C sıcaklıkta çıkan termal su çevresinde oluşmuştur. Termal suyun içindeki maden oksitleri nedeniyle kırmızı,yeşil ve beyaz renkli traverten tabakaları oluşmuştur.
Hierapolis ise, Pamukkale yanına kurulmuş antik şehirdir. Denizli ilinin 18 km. kuzeyinde yer alan Hierapolis antik kentinin Arkeoloji literatüründe “Holy City” yani Kutsal Kent olarak adlandırılması, kentte bilinen bir çok tapınak ve diğer dinsel yapının varlığından kaynaklanmaktadır. Kentin kuruluşu hakkında bilgilerin kısıtlı olmasına karşın; Bergama Kralları'ndan II. Eumenes tarafından MÖ.. II. YY.' başlarında kurulduğu ve Bergama'nın efsanevi kurucusu Telephos'un karısı Amazonlar kraliçesi Hiera'dan dolayı, Hierapolis adını aldığı bilinmektedir. Bence Pamukkale’ye gittiğinizde tüm gününüzü ayırmalısınız ve günün büyük bölümünde antik kenti dolaşmalısınız, mezarlarından antik tiyatrosuna kadar size çok şey anlatacak bir şehir bulacaksınız. Büyük Resim için Tıklayınız
Büyük Resim için Tıklayınız Son olarak Denizli Tekstil’in de dünyadaki sayılı merkezlerinden birisidir, birçok özel sektör girişimi bulunan Denizli’ye gelip alışveriş yapmak isterseniz size önerim Babadağlılar Çarşısı olacaktır. 1976’dan bu yana faaliyet gösteren çarşıda Denizli yöresinde üretilen birçoğu el yapımı tekstil ürününü bulmanız mümkün.
Ayrıca bence pazarlama ve tasarım konusunda ödül alabileceğine inandığım farklı bir mimarisi var çarşının, dükkanlar her aşağıya doğru bir eğimle yer alıyor, böylece çarşı içerisinde merdivenle çıkıp-inmenize gerek kalmadan dolaşabiliyorsunuz, yürüyen merdivenler öncesi yapılmış bu mimari yaklaşım ilginç bir örnek oluşturuyor bence. Gidip bu çarşıyı görmenizi tavsiye ediyorum. Büyük Resim için Tıklayınız
Büyük Resim için Tıklayınız Büyük Resim için Tıklayınız Büyük Resim için Tıklayınız

Yukarıdaki resimler de yine Denizli’nin merkezinden görüntüler, Ulu Cami, Yeni Cami ve Pamukkale.

Memleketim olan Denizli hakkında söyleyecekler bu kadar kısa değil elbette, eğer detaylı bilgi almak isterseniz size Denizli Valiliği ( www.denizli.gov.tr ) ve Denizli Belediyesi (www.denizli-bld.gov.tr ) adreslerini öneriyorum. Ayrıca www.pamukkale.gov.tr adresinden de Pamukkale ile ilgili detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz.

Etiketler:

Kategori :GeziYorum
@20:07, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (14) - Yorum Yaz


17.12.2006

Mahşukiye’de Bir Pazar
İstanbul’da yaşamanın en büyük keyiflerinden birisi haftasonlarınızı doğayla içiçe geçirebileceğiniz yemyeşil mekanlara bir saat uzaklıkta olmanız. Bu yerlerden birisi de Mahşukiye; İstanbul-Ankara TEM otoyolu Sapanca çıkışından çıktıktan sonra sola dönüyorsunuz ve 5km ileride yemyeşil doğasıyla meşhur Mahşukiye’ye varıyorsunuz. Önce akarsuyu takip ederek zorlu etapları olan bir trekking, ardından keyifli bir doğa yürüyüşü, sonrasında da birbirinden güzel mekanlardan birinde lezzetli bir alabalık ziyafeti.
Zamanı olanlar için tavsiyem gelmişken Sapanca Gölüne de uğrayabilirsiniz, özellikle sonhabarda bir başka güzel oluyor Sapanca.

Etiketler:

Kategori :GeziYorum
@23:35, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (3) - Yorum Yaz


10.11.2006

Kısaca Barselona...
Büyük Resim için Tıklayınız İspanya’nın Barselona şehri gerçekten mutlaka görülmesi gereken bir şehir. Hayatımda Roma ve Nice kadar beğendiğim bir şehir, özellikle bir hafta önce İstanbul’da kar yağışı varken Barselona’da t-shirt ile gezebilmek çok keyifli. Şehir tarihi çok eskilere dayanmasa da modern çağın mimari Gaudi tarafından şekillendirilmiş şehir sizi büyülüyor. Sagra da familia yani kutsal aile kilisesi dünyanın en çok ziyaret edilen inşaatı olma özelliğine sahip, bu kilise Gaudi’nin en büyük eserlerinden birisi ancak hayatı bitirmeye yetmemiş, bir kulesi tamamlandıktan sonra izlemek için geriye doğru yürürken tramvay altında kalmış ve ölmüş. Sagra da familia kilisesi için halkın desteğiyle şuan çalışmalar devam ediyor, pek bitecek gibi görünmese de bu hali bile bir mimari yapı olarak insanı çok etkiliyor. Bu yapı üzerine müsait olduğumda daha detaylı bir blog girişi yapacağım, çünkü gerçekten Gaudi’nin yapıları uzun uzadıya anlatılmayı hakediyor.
Şehir tarihi dokusu kadar modern yapılarıyla da örnek bir şehir oluşturuyor bence, akdeniz yaşamının farklı yansımaları bu yapılarda görülebiliyor. Fransız balkonlarından ispanyol merdivenlerine kadar bir kombinasyon barındıran evler, İstanbul’da da 2010’a doğru göreceğimiz yapıların şimdiki habercisi. Bu şehirde sürekli yaşamak isterim diyorsanız da oldukça pahalı bir avrupa şehri, çok uluslu şirketler daha çok Madrid’i tercih ettikleri için burası daha çok turizm açısından zengin. Büyük Resim için Tıklayınız
Büyük Resim için Tıklayınız Tech-Ed’de bu yıl Mehmet Emre’nin organizasyonu sayesinde tüm Türkler biraraya geldik. Buluştuğumuz mekan Cafe Zurich oldu. Türkiye’de oturup sohbet etmek için bir türlü fırsat bulamadığımız birbirinden farklı sektörün duayenleri ile uzun uzun sohbet etme şansı bulduk, bu güzel organizasyonu gerçekleştiren Mehmet Emre’ye yeniden teşekkürler. Gelecek yıl da Tech-Ed Barselona’da, inşallah gelecek yıl katılanlarla daha da büyük bir organizasyona imza atarız.

Etiketler:

Kategori :GeziYorum
@23:57, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (0) - Yorum Yaz


06.11.2006

MEB Akçakoca Toplantısı Ardından
Büyük Resim için Tıklayınız Konuşmacı olarak katıldığım Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu yıl Düzce - Akçakoca’da düzenlediği Bilişim toplantısında tüm ilden temsilciler ile yazılım geliştirme teknolojileri üzerine konuştuk. Havanın aniden soğumasıyla ulaşımım biraz zorlu olsa da tüm illerden gelen koordinatörler ile buluşmak, onların tüm okulların internete ve bilgisayar laboratuvarlarına kavuşması için yaptıkları müthiş çalışmalarını dinlemek, Microsoft ile yapılan işbirliğiyle kendi illerindeki öğretmenlerin eğitimi konusunda yaptıkları olağanüstü projeleri öğrenmek çok keyifliydi, bu ekip Türkiye’yi geleceğe taşımak için çok önemli görevler üstleniyor ve bunu başarıyla yerine getiriyor, hepsini içtenlikle tebrik ediyorum.
Bu benim Akçakoca’ya olan ilk ziyaretimdi, ama kesinlikle sonuncu olmayacak, İstanbul’a bu kadar yakın ve bu kadar güzel doğa güzelliklere sahip bir ilçeye mutlaka yeniden gelmek gerek. Şehir içerisinde bulunan cami’den tutun da, doğadaki yeşile ve denizin güzelliğine doyamıyorsunuz. Bir toplantı için bile olsa Akçakoca’ya gelip görmüş olmak mutluluk vericiydi. Büyük Resim için Tıklayınız

Etiketler:

Kategori :GeziYorum
@15:59, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (4) - Yorum Yaz


30.10.2006

Hindistan İzlenimlerim : 3/3

Daha önceki yazılarımda Hindistan gözlemlerimden bahsetmiştim. Bu yazıda ise Agra'ya varışımızla başlayan "Imagine Cup 2006" gözlemlerimi paylaşıyor olacağım. 7 Ağustos 2006 sabahı Agra'daki otelimize vardık. Otelin girişinde Türkiye'den birlikte geldiğimiz Erciyes Üniversitesi ekibi ve Microsoft'tan Eminay Yurtseven ile Imagine Cup logosunun önünde fotoğrafımız.

Otele yerleştikten sonra akşam ilk Juri toplantımızı yaparak diğer 17 juri üyesi ile tanıştım. Ardından 1500 civarında katılımcının biraraya geldiği büyük açılış gerçekleşti. Tüm yarışmacılar, Microsoft çalışanları ve Juri üyelerin de Hindistan'a özgü müzik aletlerini çalarak müziğe eşlik ettikleri etkinlik bu yarışmanın aslında dünyanın farklı ülkelerinden gelen yüzlerce kişinin nasıl büyük bir topluluk oluşturarak aynı paydada birleştiğinin bir göstergesiydi.

Yarışma 8 Ağustos 2006'da başladı. Fotoğrafta gördüğünüz Bill Gates ve Japonya ekibinin ekip lideri. Juri olarak 4 gruba ayrıldık ve ilk elemelerde yapmamız gereken 10 ekibi değerlendirmekti ve bizim grubumuzda olan Japonya yaptıkları proje ile bizi çok etkiledi. Vista'nın yeni Windows Presentation Foundation özelliğini kullanarak gerçekleştirdikleri projede taktığınız gözlük ile ilaçlar, reçeteler, filmler üzerindeki işaretler aracılığıyla üç boyutlu olarak detayları gözlerinizin önünde görüyordunuz. Gördüğüm en yaratıcı projelerden biriydi, ama Japon ekibin İngilizce konusunda iletişim problemleri vardı ve projeleri her ne kadar çok yaratıcı olsa da sunumları projeleri kadar iyi değildi. Biz onları yarı finale çıkardık ama bu ekip yarışma sonunda ödül alamadı.
Dünya ikincisi olan ekip olan Brezilya yarı finaller sonrası benim olduğum Juri grubuna düştü. Brezilya ekibinin projesi kola takılan bir titreşim cihazı ile görme engellilere yol boyunca yardımcı olan bir cihazdı. Bu cihaz aynı zamanda RFID teknolojisini de kullanarak görme engelli bir kişi alışverişe gittiğinde de Speech teknolojilerini kullanarak ürünün fiyatını okuyordu. Proje hepimizin hoşuna gitmişti, özellikle basit ama çok kullanışlı olan titreşim özelliği bence dahice bir buluştu. Düz gitmeniz gerekiyorsa ikisi aynı anda titriyor, sağa dönecekseniz sağ kolunuzdaki cihaz titriyor, sola dönecekseniz sol kolunuzdaki, eğer gideceğiniz yere vardıysanız önce biri sonra diğeri. Eğer yolda diğer bir görme engelli ile karşılaşırsanız sizi uyarmak için farklı bir sıklıkta titremeye başlıyor ve Speech teknolojisi sayesinde size hangi arkadaşınızın yakınınızda olduğunu söylüyor. Bu proje aslında teknolojiden ziyade bir fikir projesiydi ama en önemlisi Brezilya'lı ekibin sunum yetenekleriydi, ilk üçe gireceklerini biliyordum ve yarışma sonucunda ikinci oldular.
Yarışma yarı finalistleri açıklanması da oldukça gergin bir andı. Özellikle biz Türk ekiple birlikte çok gergin bir bekleyiş içindeydik, ülkeler ardı ardına açıklandıkça şimdi Türkiye açıklanacak diye umut ediyorduk ama maalesef olmadı. Çok başarılı bir ekip olan ekibimiz zorlu mücadelede yarı finalist olamadı, zaten dünya birincisi olan İtalya ve dünya üçüncüsü olan Norveç onların juri grubunda yer alıyorlardı. Bu bir yarışma; fikir, sunum, görsellik, teknik dışında şans da önemli bir faktör.
Yarışma'nın ikinci etabı için Yeni Delhi'ye gidecektik ama öncesinde Agra'da bulunan Taj Mahal (Tac Mahal) ''i ziyaret ettik. Taj Mahal; Şah Cihan tarafından 1631 yılında ölen eşi Banu Begüm için yaptırılan anıt mezardır. Burayı birçok kişi hep cami olarak hayal eder ama etrafında bulunan dört minare yüzünden camiye benzemektedir, içerisinde Banu Begüm'ün mezarı bulunmaktadır. Taj Mahal'i uzaktan gördüğünüzde gerçekten çok etkileniyorsunuz çünkü bembeyaz heybetli bir yapı, Hindistan'da görmeye alışık olmadığınız doğal bir güzellik ile çevrelenmiş. Yapımı tam 22 yıl süren tamamen beyaz mermerden yapılan bu anıt mezar Yamuna nehrinin kıyısında yer alıyor, nehrin tam karşısında Şah Cihan kendisi için de aynı anıt mezarın siyah mermerden yapılmış olanını yaptıracakmış ama buna ömrü yetmemiş, yaptıramayınca da oğulları ülke ekonomik krizde olduğu için eşinin yanına yani Taj Mahal'in içine gömmüşler onu da.
Taj Mahal'e yaklaştığınızda beyaz mermerler içerisine özenle işlenmiş kıymetli taşları farkediyorsunuz, bu özel taşlar dünyanın dört bir yanından getirilmiş ve güneş ışığında, ay ışığında farklı renkler alarak göz oyunları yapıyor. Anıt gerçekten mimari bir şaheser, ana kapısına gittiğinizde arapça yazılar sizi karşılıyor ve siz aşağıdan yukarıya baktığınızda perspektiften dolayı yazıyı daha iyi okuyabilmeniz için yazı büyüklükleri yukarıya çıktıkça büyütülmüş. Ayrıca yapının etrafındaki dört minare dışa eğimli olarak inşa edilmiş, herhangi bir deprem anında ana yapıya zarar vermemeleri için. Zaten bugün bile Taj Mahal üzerinden uçakla geçmek dahi yasak. En önemli kısımlarından olan kubbesi İstanbul'dan getirilen İsmail Han Rumi tarafından yapılmış, birçok Türk işçi de yapım esnasında çalışmış. En çok dikkati geçen özellik ise simetri, heryer tamamen simetri üzerine kurulu, örneğin sol kısımda bir cami var ibadet için; sağ kısımda ise sırf simetrik olsun diye yapılan başka bir cami var ama ibadet yapılmıyor, çünkü kıbleye ters. Taj Mahal ile ilgili söyleyeceğim son şey ise içeriği girdiğinizde sizi karanlık küçük bir alan bekliyor, yapı çok heybetli görünse de içi gerçekten küçük ve çok çok sade, bu da sanıyorum anıt mezar olmasından kaynaklanıyor. İçeriyi de gördükten sonra dışarıya çıkıp, Taj Mahal'in arkasına geçtim, Yamuna nehrinin kenarında inşaatına başlanmış ama bitirilmemiş siyah mermerle yapılacak Taj Mahal'in temelini gördüm, sonrasında heybetiyle beni etkileyen Taj Mahal'e uzunca bir süre baktım. Taj Mahal'in bitiş yılı olan 1654'den 2006 yılına kadar 352 yıl geçmişti ve bulunduğum bu mekanda milyonlarca kişi olmuştu tarih boyunca, size tavsiyem ölmeden önce mutlaka Taj Mahal'i görmelisiniz, ulaşım zor olsa da buraya geldikten sonra buna değer diyeceksiniz.

Başarılı bir projeyle finalist olan ve ardından dünya birincisi olan ekip ile Taj Mahal'de birlikteydik. Onlarla Agra kentini de birlikte dolaştık, ben İtalyanları Türklere çok benzetiyorum sıcak kanlılık ve yaşayış tarzı olarak, bu yüzden sanıyorum İtalyan ekiple de gayet güzel anlaştık. Gördüğünüz Türk ve İtalyan ekiplerinin Taj Mahal'deki fotoğrafları.

 

Agra'daki son gecemizde ise kültürler arası bir etkileşim partisi vardı. Bu partide Erciyes Üniversitesi Ekibinden Burak Sarıca; 2007 yılı tüm dünyada Mevlana yılı olarak kutlanacağından dolayı Türkiye'den getirdiği kıyafet ve ney'i ile müthiş bir müzik ziyafeti yaşattı tüm katılımcılara. Tüm gece çalan Hint müzikleri sonrasında müzikleri yöneten kişileri buldum ve Türkiye'ye özgü ney adlı müzik aletiyle yöresel bir müzik çalmak istediğimizi söyledim ve onayladılar, sonra mikrofonu elime alarak Burak'ı sahneye davet ettim, Burak'ın müthiş çaldığı ney ile yüzlerce kişi mest olmuştu. Geceye devam ederken Türkiye'yi tanıtmak adına Zeybek, Horon ve Halay müziklerini mp3 player ile getirerek müzikten sorumlu ekibe ilettik, önce halay çektik sonra horon teptik ama bunu sadece Türkler olarak değil, Guatemala, Sri Lanka, Brezilya ve daha pekçok farklı ülke ekipleriyle birlikte yaptık. Herkes ilgiyle bizi izliyordu, ayrıca Türkiye'den getirdiğimiz Türk Lokumlarını da tüm katılımcılara dağıttık. Oldukça eğlenceli ve bir o kadar da keyifli bir geceydi.
Finaller Yeni Delhi'de gerçekleşti, finalist olan altı proje projelerini juriye anlattılar ve Imagine Cup 2006 ödülleri verildi. Final günü ödül töreni sonrasında bizler toplu bir fotoğraf çektirdik, ama bu fotoğrafta olmayıp bizi Hindistan'da temsil eden diğer bir ekip daha vardı; Dokuz Eylül Üniversitesi ekibi. Onlar Kısa Film kategorisinde yarışmaya katılmışlar ve yüzlerce ülke arasında finalist olup ilk 6'ya girmişlerdi. Final gecesinde onların Agra'da çektikleri filmi izledik ve ayakta alkışladık, onlar da ilk üçe giremediler ama gün sonunda Türkiye'ye hakkıyla temsil etmenin ve tüm dünyaya tanıtmanın haklı grurunu hep birlikte yaşıyorduk...

 

Etiketler:

Kategori :GeziYorum
@01:42, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (0) - Yorum Yaz


21.09.2006

Hindistan Gözlemleri -2
İlk yazımda Yeni Delhi’ye varış ve otobüse binişle ilgili kısma değinmiştim. Kaldığım yerden devam ediyorum; otobana girdik. Otoban diyence akla geniş yollar akla geliyor ama Hindistan’da tam tersi, dar yollar, yollardaki “Horn please” yazıları sonucunda ortaya çıkmış müthiş korna sesleri. İlk yarım saat düşündüm neden korna çalınıyordu diye ama sonrasında yolda insan, bisiklet, motorsiklet, rickshaw ve diğer tüm araçlar o kadar içiçe gidiyorlardı ki birbirlerine çarpmamak için elleri sürekli kornadaydı, işin ilginç yanı yol açık olsa da korna çalıp yavaş gidiyorlardı, tam bir öğrenilmiş çaresizlik örneği. Trafik tıkandığında etrafınızı yılan oynatıcıları sarıyor, çaresiz kobralar müziği duymasalar da çalınan müzik aletinin hareketlerini takip ediyorlardı. Gördüğüm en iyi pazarlama örneklerinden biri ise (ben buna mecburi pazarlama dedim), otobüsten indiğinizde yılanı boynunuza doluyorlar, düşünürseniz 10 saniye içinde vücudunuza dolanmış olan bir kobra oluveriyor. Korkudan bu tür bir pazarlamaya mazur kalan turist donakalıyor, yılan oynatıcısı ise sizden para istiyor yılanı boynunuzdan almak için. Çok ilginç bir ülke Hindistan; bence hayatta bir defa gidilmeli, çok beğenirseniz ikinciye de gidebilirsiniz tabiki. Peki diyeceksiniz ki Hindistan neden bu kadar dünya gündeminde? Hindistan’ın henüz %40’ında elektrik yok ama tam 15 yıl once %60’ında elektrik yoktu, yani %20’lik bir artış dünyanın en büyük nüfusuna sahip Hindistan’da büyük bir olay. Şuan Amerika’da bir McDonald’a gidip Drive-In kısmından sipariş vermek istediğinizde karşınıza çıkan kişinin Hindistan’da olan bir hintli olduğu biliyor muydunuz? Büyük Resim için Tıklayınız
Büyük Resim için Tıklayınız Artık servis pazarı da outsource olarak sunuluyor. Hindistan’da çok büyük yazılım evleri dışında birçok küçük 10-15 kişilik yazılım evleri var. Hiç küçük bir tekstil atölyesi gördünüz mü bilmem, Rus yapımı eski bir tekstil makinesi çalışır sürekli, ortam biraz dağınık ve küçük bir fabrika izlenimi vardır, işte Hindistan’da bu şekilde olan yüzlerce yazılım evi var. Meşhur site www.rentacoder.com adresine girecek olursanız, 100$’a dev projeler yapacak birçok Hintli veya Pakistanlı bulabiliyorsunuz. Milliyet gazetesinde ropörtajımda bu yüzden “Türkiye Hindistan Olmamalı” dedim, bizim amacımız Türkiye’de kalitesiz üretim yapmak, ucuza çözüm üretmek olmamalı. Amacımız günü kurtarmak değil, uzun vadeli stratejilerle Türkiye’de dikey sektörde nasıl yazılımlar geliştirebileceğimiz olmalı. İsrail bunu yaptı, güvenlik yazılımı dendiğinde ilk akla gelen ülke onlar. Türkiye’deki 3 milyar dolarlık yazılım pastasının 1 milyar dolarını sadece Havelsan tek başına yapıyor. Türkiye’den Havelsan gibi bir şirket çıkartmış olmakla ben bir Türk olarak inanın çok gurur duyuyorum. Niş işler yapıyorlar, belirli konularda çok uzmanlar ve uzmanlıkları sayesinde 5 milyon dolar bütçeden aşağıda olan projelere girmiyorlar bile. Türkiye’nin Havelsan gibi çok dikey alanlarda uzmanlaşarak, bu bilgi birikimini gitgide düzleşen dünyada pazarlayacak şirketlere ihtiyacı var. Devamı gelecek…

Etiketler:

Kategori :GeziYorum
@23:29, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (0) - Yorum Yaz


15.09.2006

Hindistan Gözlemleri -1
Büyük Resim için Tıklayınız Bu ilk gözlemde kısaca Hindistan izlenimlerimi aktarıyor olacağım. Kısaca diyorum çünkü anlatılacak o kadar çok şey var ki. Zaman bulur bulmaz sizlere uzun uzadıya Hindistan’da gözlemlediklerimi anlatıyor olacağım, uçak inişinden Türkiye’ye geri dönüşüme kadar çok maceralı olan bu yolculuk bana o kadar çok şey öğretti ki. Gelin en baştan hızlıca başlayalım; Türkiye’den Cumartesi akşam bindiğimiz uçak yaklaşık yedi saatlik bir yolculuk ardından Yeni Delhi havaalanına indi.
Uçaktan iner inmez algıladığım ve tüm Hindistan’da soluğum o garip kokuyu asla unutamıyorum, ne koktuğu ve neden koktuğunu önümüzdeki bir hafta boyunca gözlerimle görecektim. Gümrük işlemlerimi bitirdikten sonra hava almak için dışarı çıkmak istedim, merdivenlerden çıktım ve unutamayacağım bir manzara ile karşılaştım; binlerce insan yerde yatıyordu, gecenin 4’ü olmasından dolayı havaalanında derin bir sessizlik vardı, sanki bir an için toplu mezar görmüştüm çünkü insanlar, inekler, köpekler ve maymunlar içiçe hepsi yerde yatıyorlardı. Daha sonraki günlerde de gördüklerimden sonra Hindistan’da oldukça içiçe bir yaşam sürüldüğüne şahitlik ettim, ülke çok çok pisti, kalabalıktan veya yaşam koşullarından değil, hintliler bu şekilde yaşamaya alışmışlardı. Transfer otobüsene geçerken sıkı sıkı tembihlendik asla yerel su, yemek veya herhangi bir içecek tüketmeyiniz. Peki ne içecektik diye düşünürken su dağıtılmaya başlandı ve küreselleşmenin en güzel örneğini yaşadım : “100% Trusted Water , Pepsi Co”. Kocaman puntolarla bize güvenin biz Pepsi’yiz diyordu, bir önceki hafta Hindistan hükümeti Coca Cola’yı ülkede yasaklamıştı, ilginç. Otobüs ilerlemeye başladığında yolda ve yol kenarında gördüklerim oldukça şaşırtıcıydı, özellikle maymun ve domuzları unutmayacağım. İnekleri görmeyi zaten bekliyordum ama onları bu kadar çaresiz ve çöplükten yemek yerken göreceğimi düşünmemiştim, kutsal bir hayvan inek ama nedenini bilen Hintli bulamadım, inekler bir deri bir kemik kalmışlar yüz metre içerisinde beş-altı inek bulabilirsiniz, gerçekten o kadar fazlalar. Bir de gelin aşağıdaki rakamları inceleyin:

Hindistan’la ilgili birkaç önemli bilgi:
- 300 milyon kişi günde 1$ ile geçiniyor
- 400 milyon okuma-yazma bilmeyen insan var
- Evlerin %60’ında elektrik var
Ama;
- 9 milyar $ Yazılım ve Servis ihracatı var; 500,000 kişi IT sektöründe
- Her yıl 260,000 mühendis mezun ediyor. Bangalor’da Silikon Vadisi’nden daha çok mühendis var.
- 2010 yılında yılda 6 milyon üniversite mezunu verecek

Bu sayılara anlamlar yüklemeye çalışmayacağım çünkü zaten herşey ortada, Hindistan hakkındaki gözlemlerime bundan sonra da devam edeceğim, anlatmak isteyeceğim çook şey var..

Etiketler:

Kategori :GeziYorum
@23:01, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (6) - Yorum Yaz


14.08.2006

Murat Belge ile Boğaz ve Yalılar...
Büyük Resim için Tıklayınız Bu haftasonu ODTÜ mezunlar derneğinin organize ettiği ilginç bir gemi organizasyonundaydık. İstanbul denince akla ilk gelenlerden olan boğaz aslında farklı tarihi gelişmeleri de yapıların mimarisinde saklıyordu. Topkapı’dan Anadolu Kavağı’na kadar yaptığımız yolculukta değerli Murat Belge boğazdaki yalılarda yaşayanları ve yaşananları bizlere kendi üslubuyla keyifli bir şekilde anlattı.
Osmanlı’nın duraklama dönemi sonrasından, çöküş dönemine; Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bugüne kadar gelmiş geçmiş birçok kişinin tarihte yaptıklarını gözlemleme şansı bulduk, neredeyse 500 yıllık bir tarihe yolculuktu bizim yaptığımız. Büyük Resim için Tıklayınız
Büyük Resim için Tıklayınız Benim gibi tarih meraklısı biri için unutulmaz bir geziydi, disiplinler arası bakışta çok önemli olan başka bir boyut kazandırdı bana değerli Murat Belge. Sümerler zamanında yaşam mimarilerini oluşturan ziguratların günümüzde nerelerde ve neden olduğunu görmek ve sorgulamak hatta zodyak tipi yalılara bakıp şaşmamak elde değildi. Bu güzel geziye kesinlikle bir kere katılmalısınız, İstanbul’dan dünyaya hiç bu şekilde bakmamışsınızdır.

Etiketler:

Kategori :GeziYorum
@08:55, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (1) - Yorum Yaz


14.08.2005

Tekirdağ Pınarbaşı Köyü
Büyük Resim için Tıklayınız Tekirdağ'da mükemmel bir köyden bahsetmek istiyorum sizlere: Pınarbaşı. Pınarbaşı eşsiz doğasıyla, sıcak insanlarıyla çok değerli bir yer, birgün yolunuz düşerse mutlaka ziyaret etmelisiniz. Köyün güzelliği kadar insanları çok değerli, Istanbul'dan Amerika'ya kadar birçok başarılı Pınarbaşı'lı bulmanız mümkün. Değerli arkadaşlarım Ayşe Kanık ile Kerem Tarhan 14 Ağustos 2005 tarihinde evlendiler, onlara bir ömür mutluluklar diliyorum. Kerem benim ilk işyerimden arkadaşım, Ayşe’de Gelişim Platformu’ndan; evlenenlerin ikisininde yakınlarınız olması çok güzel. Ayşe ve Kerem çok güzel bir Köy Düğünü ile evlenirken biz de arkadaşları olarak oradaydık. Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinin Pınarbaşı köyünde gerçekleşen düğüne gidişimiz çok keyifliydi, Trakya’nın doğasıyla içiçe bir yolculuktu. Fotoğraftakiler gelin-damat ve arkadaşları ...
Gelelim bu düğün gecesinin bendeki anısına. Az önce de belirttiğim gibi Trakya’nın daha önce hiç gitmediğim bir köyündeyim, kimseyi tanımıyorum ve kimsenin de beni tanıdığını sanmıyorum. Derken düğün katılımcılarından biri geliyor ve bana dönüp “Nuri Bey, Mehmet Nuri Çankaya?”. Ben de hayretler içerisinde kalarak “Evet benim, seminerlerden tanışıyoruz galiba?” diyorum, cevap ise “Hayır, ben sizi internetten takip ediyorum. Ben bu köydenim. Sizi düğünde görünce çok şaşırdım, selam vermek istedim” diyor. Biraz sohbet ediyoruz, ardından yazılarımı okuyan bir diğer kişi ile benzer bir sohbet yaşıyoruz, değerli İlker Poyraz ile kısa bir sohbet ediyoruz ve işin garibi onunla da ilk kez tanışıyoruz fiziki olarak. Büyük Resim için Tıklayınız
Sonuç olarak bu enteresan anının ben de bıraktığı şu; internet insanlar arasındaki sınırları gerçekten kaldırıyor. Mehmet Nuri Çankaya ise çoktan marka olmuş :) ...

Etiketler: Pınarbaşı,

Kategori :GeziYorum
@23:53, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (45) - Yorum Yaz


07.08.2005

Belgrad Ormanı'nda T&B...
Büyük Resim için Tıklayınız nedir?com olarak ilk T&B'miz Belgrad Ormanı'nda 7 Ağustos 2005 Pazar günü gerçekleşti. Yoğun yağışa rağmen 38 kişilik bir katılımla gerçekleşen etkinlik güzel bir birlikteliğe dönüştü. Ağustos ayının başında yağmur yağmaz diye düşünürken, cumartesi akşamı kopan fırtına inanılmaz bir yağmur getirdi İstanbul'a. Ama son kayıt yaptıran 38 kişinin 38'i de etkinliğe gelerek Ağustos yağmurunda Trekking keyfini yaşadılar. Brunch için Gayrettepe'ye doğru ilerlerken İstanbul'un çoktan yağmur bulutlarını atıp ısınmaya başladığını gördük. Öğle saatlerine doğru yaklaşırken İstanbul belki yeni uyanıyordu ama biz müthiş eğlenceli bir T&B ile günü çoktan dolu dolu yaşamıştık. Detaylı resimler için tıklayınız >

Etiketler:

Kategori :GeziYorum
@15:26, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (0) - Yorum Yaz


12.07.2005

Amsterdam Sonrası...
Büyük Resim için Tıklayınız Tech-Ed bu yıl Amsterdam’da gerçekleşti. 6500’ün üzerinde katılımcıın olduğu 4 günlük etkinlikte Türkiye’den de 52 katılımcı vardı. Ayrıca 2 kişi görevli konuşmacı olarak “uzmanına sorun” bölümünde yer aldı; Murat Bayraktar ve Mehmet Nuri Çankaya.
Bu kişilerden biri Murat Bayraktar, Netron Teknoloji’de Teknoloji Direktörü olarak çalışan ve aynı zamanda MVP ünvanına sahip olan Bayraktar, Microsoft Operations Management Server konusundaki bilgi birikimini ve uzmanlığını katılımcılarla paylaştı. Büyük Resim için Tıklayınız
Büyük Resim için Tıklayınız İkinci kişi ise bendim, uzmanına sorun bölümünde ilk gün ASP.NET 2.0, ikinci gün ise Visual Studio Team System üzerine 2 saatlik zaman dilimlerinde konuşmacı olarak görev yaptım. Tech-Ed katılımcılarından gelen soruları yanıtladım, demolarla yeni teknolojileri yakından tanıtmaya çalıştım.
Tech-Ed için Amsterdam’a gitmişken etkinlik sonrası boş kalan vakitlerde şehri dolaşma fırsatı buldum. 1200 yıllarında kurulmaya başlayan ve bir ortaçağ şehri olan Amsterdam’da beni ilk şaşırtan şey şehrin tamamen kanallarla kaplı olması, geç ortaçağda planlı olarak yapılmaya başlanan kanallar sayesinde şehrin tüm noktalarına Venedik’teki Vaporotti’lere benzer küçük vapurlarla erişmek mümkün. Ayrıca şehir tarihi yapısını korumakla mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir yer halini alıyor. Büyük Resim için Tıklayınız
Büyük Resim için Tıklayınız Amsterdam’a tren ile ulaşacak olursanız veya şehrin yine heryerine erişimi sağlayan tramvaylara binerseniz varacağınız yer Central Station olacaktır. Central Station’ın en büyük özelliklerinden biri tamamen doldurma bir ada üzerinde bulunmasıdır, zaten bu doldurma işlemlerinden ötürü tamamen dümdüz olan şehir üzerinde en meşhur ulaşım aracı da bu yüzden bisikletler olmuştur. Eğer yolda yürürken dikkatli olmazsanız bir bisiklet altında veya bir tramvay altında kalabilirsiniz, Amsterdam’da yaya olmak çok zor bir iş. Son olarak dikkatimi çeken konu ise Türklerdi, her yerde Türkçe konuşan insanların olması ilk başlarda beni şaşırtsa da sonrasında duruma alışarak yemeklerimizi bile Türk lokantalarında yemeğe başladık. Özet olarak Amsterdam güzel bir şehir ama açık konuşmak gerekirse gidip de hayran olduğum bir şehir olmadı, Roma ve Paris yine de Avrupa’nın en güzel şehirleri diyorum; tabiki İstanbul’dan sonra.

Etiketler:

Kategori :GeziYorum
@10:24, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (5) - Yorum Yaz


01.03.2005

Prag nedir?
Yok yok merak etmeyin, Prag’ı anlatan yeni bir nedir?com sitesi daha açılmıyor :) Çek Cumhuriyeti’nin başkenti ve Avrupa’nın en önemli şehirlerinden olan Prag’ı 3 gün boyunca yakından tanıma şansı elde ettim, sizlerle bu şehir hakkındaki izlenimlerimi paylaşmak istiyorum.
Çekçe ismi “Praha” olan şehir rönesans devrinin en önemli ikinci şehri olarak biliniyor. Prag’da yer alan avrupanın ilk üniversitelerinden Charles Üniversitesi birçok ünlü siyasetçi ve bilimadamını yetiştirmiş. Şehri gezmeye başladığınızda öncelikle sizi bekleyen “Old Town Square” yani eski şehir merkezi oluyor. Bu merkezdeki en önemli yapılardan biri 15’inci yüzyılda inşaa edilen ve üzerinde 12 havari heykeli bulunan Astronomik saat. Astronomik saati gördüğümde saat 15’e geliyordu, yandaki fotoğrafı çekeyim derken birden saat harekete geçti ve çanlar çalmaya başladı, ne kadar da şanslıymışım, bilmeden saat başını yakalamışım.
Eski şehir merkezindeki diğer yapılar da meydanın kendisi de mükemmel bir atmosfer sunuyor sizlere. Praglı ünlü yazar Franz Kafka ne kadar karanlık bir dünya aktarsa da aslında soğuk ve karanlıklar içerisinde renkleri yakalamak ve mutlu olmak sizin elinizde.
Meydan’dan Prag Kalesi’ne doğru gitmek için nehri geçmek zorundasınız ve işte o anda Charles Köprüsü sizi karşılıyor. Tüm heybetiyle sizi kendine hayran bırakan köprüden şehri izlemek soğuk bir kış gününde içinizi ısıtıyor. Köprü boyunca sanki tarihsel bir yolculuktasınız; sağlı sollu heykeller ve tarihi köprü kabartmaları size yolun nasıl geçtiğini hissettirmiyor. Ayrıca köprünün üstü tam bir şenlik alanı binlerce insan bir yandan diğer yana yürüyor.
Gerek köprüde ve gerekse de Prag sokaklarında yanınızdan geçenlere dikkat edecek olursanız Japonlar, Almanlar, İngilizler, Hintliler derken binbir türlü ulusun halkını görebiliyorsunuz. Herkes özgürce bu topraklarda dolaşabiliyor ve tarihte kayboluyor. Çekoslavakya, 1989 yılında Çek Cumhuriyeti ve Slovakya olarak ikiye ayrıldığında Prag tam bir doğu bloğu ülkesiymiş, oysa şimdi rengarenk sokaklarında binlerce ülkenin küresel etkisini görebiliyorsunuz.
Prag’ı bu kadar güzel yapan ise ortaçağ avrupasını yansıtan mimari yapıların bu kadar korunmuş olması. 2.Dünya savaşında Almanlar tarafından istila edilen şehir yakılıp yıkılmadığı için Prag çok şanslı. Son olarak garip bir binadan bahsetmek istiyorum, Danseden Bina. Garip mimarisiyle sanki danseden bir bina atmosferi yaratan bu yapıyı da Prag’a giderseniz görmenizi tavsiye ederim.
Benim Prag’da olma sebebim ise Microsoft’un MVP toplantısı idi. Toplantıda MVP Program Direktörü Sean O’Driscoll başta olmak üzere birçok üst düzey yönetici ile görüşerek 2005-2006 yılında Türkiye’de yapmayı plandığım aktiviteler üzerine konuşma fırsatı buldum. Hatta “Microsoft Community Guru” ünvanına sahip Tony Poll’a Türkiye’de topluluk oluşturma ve geliştirme çalışmalarımızı anlattığımda bunların mutlaka başarı öyküsü haline getirilip tüm dünyadaki topluluk liderlerine aktarılması gerektiği fikirlerini aktardı. Bu işin Guru’sundan bunları duymak benim için mutluluk vericiydi. Yandaki fotoğrafta Sean ve beni görüyorsunuz.

Etiketler:

Kategori :GeziYorum
@16:47, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (2) - Yorum Yaz


27.02.2005

Prag'dan Selamlar...
26 subat itibariyle Prag'a bir toplanti icin geldim. Dun bu muhtesem sehri gezme firsati buldum. Tarih kokan bu sehir sizi ortacag avrupasina goturuyor. Charles Bridge 'den Prag'i izlemek ve tarihte kaybolmak karli bir kis gunu yasayabileceginiz cok degerli anlardan biri oluveriyor.

Etiketler:

Kategori :GeziYorum
@12:00, Mehmet Nuri ÇANKAYA | Yorum Oku (0) - Yorum Yaz